26 Kasım 2009 Perşembe

Gönlüm Düğün Bayram

10 Aralığa kadar top Necmi'de güzeller...Ben yavaştan kaçıyorum.
İçimde heyecan, heves, keyif, telaş...ne ararsan var!
Thailand seçkileriyle bi dolu güzel anıyı bi dolu güzel yazı yaparız umarım dönüşte...
Bugününüz, her gününüz, içiniz bayram olsun! Öperim elma yanaklardan...


25 Kasım 2009 Çarşamba

Sabahlar Uzak Keyifler Gıcır



Saat 5:00...3'den beri uyanığım...
Bazı zamanlar vardır, yatınca yatak batar, kalkınca hayat batar. Insomnia öyle başlar. Şükür bu öyle diil.
Yine de zamanlaması kendinden menkul uyku perisi sana temiz ve apaçık bi Hoşçakal çekip karşıki cafe'ye doğru fütursuzca uzaklaştığı zaman yatakta dönmek büyük işkencedir, sevmem, fırlarım.

Yolculuklardan önce genelde çocuk gibi heyecanlanıp erkenden uyanırım. Bugün biraz o var.
Yapacak çok şey olduğunda bazen uyku arası akla günün ajandası gelip gözkapaklarınla gözlerin arasına şööyle bir bağdaş kurup yerleşiverir ya, benim de uzun tatil öncesi ofiste gündemim yoğun bugün, biraz o var.
Dün gece bi arkadaşımıza sürpriz doğumgünü partisi yaptık, muhabbet harika geldi, ne zamandır içmemiştim şarap fazla kaçtı, kaç gündür detox beslenmedeydim peynir füme et meyve sağlam gitti, biraz da o var.
Uykum kaçtı, kalktım.



Karanlıkta kanal ışıklarını izledim, mis gibi kahve hazırladım, yol için kitaplarımı seçip taze sayfalarını kokladım heyecanlandım, dün geceki arkadaşın kütüphanesinde görüp acilen geçici el koyduğum Thailand Guide'a baktım daha da heyecanlandım, tweet yaptım biraz oraya buraya baktım, blog okudum keyif yaptım, işi düşündüm "ulan bugün de uykusuz zor geçicek, ne çok iş var" dedim ama nolucak hallederim diye kendime gaz verip arkama yaslandım.
Ne zamandır bu kadar erken kalkmamıştım, biraz da nostalji yaptım.
Oldum olası sabaha erken başlamayı severim. 4-5 yaşında küçücük bir kızken tavuk soyuyla akrabalık düzeyinde erken yatar, sabah 6'dan önce kalkıp 80ler damgası beta video kasetlerden bi çizgi film seçip izler, annemle babamı da uyandırmazdım. Bu tempo ilkokul sonrası bile devam etti. Zaten çalışan anne çocuğu olarak ilkokul boyu bir dolu arkadaşla birlikte etüde kaldığım için hem pek eğlenirdim, hem de eve bütün ödevler bitmiş gelir rahat ederdim. Çizgi filmler ilkokulda bazen bir önceki akşamın videoya annemce kaydedilmiş popüler dizileriyle yer değiştirdi. Çünkü evde küçük bir tavuk olabilirdim ama, okulda o zaman da sosyal böcektim ve arkadaşlarımın önceki gecenin bütün gün ne hikmetse konuşulan Perihan Abla'sı sırasında 5. rüyamı gördüğümü bilmelerine hiç mi hiç gerek yoktu! Muhabbetten geri kalamaz, sabah dizimi izler, servise gündem için hazırlıklı binerdim. Hatta arı maya enerjisiyle çay koyup kahvaltıyı da hazırlar, önlüğümü giyer, annemle babamı sonra uyandırırdım. Minnoş yaştaki bu küçük sorumluluk duygusuna bayılır, ama annemin uzun saçlarımı tepeden sımsıkı atkuyruğu yapıp başka bir 80ler etiketi Johnson&Johnson Floral pembe kolonyayla ıslatması sırasındaki kız çocuğu nazımı da keyifle yapardım.
Derslerin çok ağırlaştığı lise son ve sonraki okul hayatım boyunca da, hiçbir zaman geceyarılarına kadar çalışmayı beceremeyip, erken yatıp 3-4'de kalkıp sabah enerjisiyle ve afyonum patlamış olarak ders çalıştım hep...
Kendimi bildim bileli sabah insanı oldum anlayacağınız...
Bu sabah da o yıllara uzaktan selam edip kupamı şerefe kaldırıyor, sıcak bir poğaça kıvamında uyumakta olan kocamı doyasıya öpmek için ufaktan kaçıyorum.
Günaydııııııııııınnnnnnn!

Merry Xmas, How’s Bizness?!


Calistigim plazanin atrium’una 4-5 metrelik devasa bir agac getirildi. Tastamam 3 gundur cok ciddi bakisli bir amca, merdivenlere tirmanip yavas yavas o agaci susluyor. Henuz bitiremedi. Parasini boyle kazanan amcanin noeli busbutun sahiplenen mutlu ifadesi o kadar takdire sayan ki, goren duyan geyikleri kapiya baglamis da gelmis Noel Baba’nin ta kendisi sanir!

Benzer sekilde Flower Market’in ortasinda bulunan Christmas Store da 12 ay boyunca kira odeyip, yuksek sezonu zamana yayacak paskalya, sevgililer gunu vs hediyelik esyayla urun gamini genisletmekle filan zinhar ugrasmayip, sadece Kasim-Aralik’da yaptigi satisla gumbur gumbur ayakta duruyor...Oyle bir cilgin kirmizi yesil basmasi yani..
Olayi feci bayik hale gelen yaklasimla kapitalist tuketim toplumunun futursuz harcama motivasyonu bik bik bik diye baglayacak filan diilim! Cok isteyen buyursun baglasin. Komsuda piser bize de duser hesabi o agacin yanindan her gectigimde de mutlu oluyorum ayrica...Evde ben de yilbasi suslemesi yapmaya bayiliyorum azar azar ve mutlu mutlu...Suslemeci amcayla gorev tanimlarimizi birkac gun sureyle degistirmeye, isiklar ve rengarenk toplarla hesap makinemi ve reuters ekranimi takas etmeye de dunden raziyim ama, neylersin kahpe kader, ona sevdanin yollari, bize kursunlar...

Neyyse..Noel’e 1 aydan fazla sure kalmis da olsa, Amerika'da yarin bol hindili sukran gunu sofralari da kurulacak olsa, en kral kutlama sezonu yilbasidir derim! Bol kopuklu cafe latte’ye bol tarcin ekmek suretiyle yaptigim kalorisi dusuk cakma sahlebime zencefilli kurabiye bandirarak uzaktan uzaktan yilbasi havasina giricem artik...
Sarhos Amerikali noel kutlama efektiyle; Cherry Mistmas!


24 Kasım 2009 Salı

Necmiii, Gel Bak Seni Anlatiyorum!!

Lady Z. siparisi esnasinda pek sevgili Mr.Dereotu’ndan da siparis aldik dostlar…Arada cigirip duruyosun, kimdir bu Hayal Asistani Necmi der kendisi…Hay hayyy, yaratalim, ay aman pardon, anlatalim efendim ;)

Necmi..Ahh Necmi..Nerden baslasak anlatmaya?
En bastan mi? Dunya atesten bir topken’den mi? Yok artik o kadar basa gidemem, okurun ici gecer ayoool! (Ay laf aramizda bu da bi detayci ki bazen! Ama sade turk kahvesiyle geldi simdi Allah icin, yanina da Lindt %70 kakao Bitter Cikolata...asistanin boylesine kizmak da mumkun olmuyo yani!)
Neyse..

Bilirsiniz minik cocuklarin muthis genis bir hayal dunyasi, yetiskinlige girizgah yaptikca korelen inanilmaz hassas duyulari, devasa da bir yaratici potansiyelleri vardir. Bu ozenilesi, guc yettigince unutulmamasi gereken dunyanin bir yerinde, cogu cocugun bir hayal arkadasi olur. Oyle Allah korusun sizofrenik bolunmus kisilik cagrisimlariyla da degil ustelik, son derece dogal, anlasilir, bazisi ihtiyactan yalniz anlardan, bazisi kalabalik icinde eglenceyi artirmaktan, hayran olunan bir karakteri gercege donusturmenin hazzindan, ondan bundan…Savas resmi cizip dili disarida bomm brommm diye silah sesleri cikararak olayi bizatihi yasayan bir tatli salak veletten, kendi kendine mirildana mirildana resim cizip barbie oynayan bir kucuk minnostan daha olmadik degildir yani bu hayali kahraman…Buyurken tipki diger bircok ozgurluk gibi arada kendi kendine sacmalamayi, efektli resim eglencesini, saci basi dagilmis ve her tarafi camurlu halde de her ortama dalip gulumseyebilmeyi, oyuncaklarini ve hayal arkadaslarini azar azar terk eder cocuk. Cok ayipmis gibi, cok lazimmis gibi, cok aferinmis gibi; bir yandan cogalirken, bir yandan azalarak buyur.

Sans, akil, duyarlilik, hayal dunyasi, mizah anlayisi, biraz da catlaklik varsa serde, imkanlar yeterliyse her nevi, cocuk yaninin ufak keyiflerini de beraber tasiyarak adam olur bir avuc insan. Adam gibi adam olur ustelik, ciddiyet ortamlarinin lacivert cekmecelerinde sanildiginin aksine…Yetiskinlik streslerinde bunaliverdigi gunlerde de ne yapacagi belli olmaz, cocuk yanina dokunmanin iyi gelebilecegini bilir yalnizca..

Oyle bir gundu.
Bilgiyi ukalalikla bir tutan koca kravatlarin ve tiz sesli didaktik dopiyeslerin prim yaptigi kurumsal hayatin acimasiz carklarinda daha kariyerimin basinda afallasam da yillar icinde evrile evrile pisen ve tabir-i caizse bu anlamda kasarlanan bendeniz, etrafla ve kendiyle dalga gecebilmenin buyuk keyfini zaten bilmekteydim. Isimi de hayatimin merkezi haline getirmeden, ama onem vererek triktraktriktrak olur mu hic calismamak melodili ari maya temposunda guzel guzel yapmaktaydim. Simsiyah dopiyesim, inci kolyem, rugan iskarpinlerim, ozenli hafif makyajim bir yanda, masamdaki baktikca iyi gelen cincik boncuk birkac nesne, kiyafetimi boyasin diye tasidigim cart renkli bir canta, fular, herhangi bir aksesuarla durumu hoslastirmaktaydim. Ruhu dopiyes ve kalbi kravat tiplemelere de arada bir icimden nanik yapmaktaydim. Bazen gayet gunesli, bazen parcali bulutlu, ender olarak ic guveysi kivaminda, bir guzel de yuvarlanip gitmekteydim.

Hicbirinin bes para etmedigi gerzek bir toplantidan cikip kahve molasi icin asagi indigim bir gun yanima bir adam yaklasti. Zeki piriltilarla muzip ve capkin bakan gozleri, pos biyigi, centilmen tavirlariyla 70lerin Kadir’li Ediz’li Tarik’li Sadri’li guzel zamanlarini; smart casual kiyafetleri, elinde Starbucks Americano’su, Moleskin not defteri, gosterissiz ama kaliteli Mont Blanc kalemiyle de simdilerin cool girisimci is adamlarini cagristiriyordu. Gelgelelim ismiyse Necmi’ydi ve arada yaptigi muhafazakar yorumlar, hantal tavirlar icinde bu da, tipine tam gitmeyen, ama is bitirici olmasi icin elzem olan memur ruhuna bir selam mahiyetindeydi…Tam bir karma, tam bir fuzyondu, gunumuzun bileskesi bol prensleri gibiydi. Istedigim gibiydi!


Artik benim asistanim olacagini, is yerinde olsun blogda olsun hayatta olsun istedigim anda yardima kosacagini, hele hele oyle pasaport yenilemek, kurutemizleyiciden perdeleri almak, bozulan camasir makinesi icin usta bulmak turevi zeka duzeyi ortalama ama ne yapalim ki elzem isleri bana hic birakmayacagini soyledi. Itiraz ettim ama arada keyif veren kulfetler de var, mesela ben market alisverisine bayilirim, ayrica canim kocam da yardim ediyo bana evde disarida diye, sen neyi yapmami istersen onu yaparim, emrinize amadeyim cevabiyla reverans yapip sigarami siyahli gumuslu hos bir DuPont’la yakti, bitince geceyim diye de kapiyi tuttu iyi mi?!
Gonulcelen Necmi o gun bugun buralarda…
Arada bayiyo ya da terslenip abes maco yorumlar yapiyo kiziyorum gunler haftalarca gorusmuyoruz, bazen hasbinallah zamanlarimda karsimizdaki hiyarla ilgili ya da abesle istigal vaziyetle ilgili komik yorumlar yapiyo yandan yandan fisildayarak aramizda cok egleniyoruz, bazen asik oluyo kayiplara filan karisiyo, bazen de tam ay Necmiiiy yetiiiiissss dedigim anlarda hizir acil gibi yetisip yan koltukta bitiyo. Basbayagi alistim kendisine, nuktedan yorumlarina, yururken semsiye tutmalarina, gecinip gidiyoruz!


21 Kasım 2009 Cumartesi

Dostluk ve Lady Z.

Son liste yazısının ara nağmelerinde can dost Z.nin cool chic Yves Saint Laurent çantasından brunch sırasında çıkardığı Aunt Jemima Syrup şişesinin tatlı karşıtlığını anlatmış, sevgili Eva'dan da, her eve lazım böyle arkadaş diyerekten ben bir Z yazısı istiyorum diye sipariş almıştım. Hem Eva'nın isteği başım üstüne, hem de Z gerçekten öyle az bulunur, nev-i şahsına münhasır bir özel kadın ki, bekletmeden yazayım istedim...

Z benim şu koşa koşa geçen, arkadaşlıkları püfür püfür savuran bol poyrazlı dünyadaki en iyi dostlarımdan biridir. Best friend yapışmalarından oldum olası hoşlanmam. İnsanın çok arkadaşı, az dostu olabileceğini, ender rastlanır gerçek dostlukların her birinin de ayrı keyifler içerdiğini düşünürüm. 30 yıllık ömrümde en az 10 tane, hayat bizi nereye savurursa savursun galip gelen dostluk edinebildiğim için de, bu insanların hepsinden ayrı yönleriyle beslenebildiğim için de, kendimi güçlü ve şanslı sayarım.
Dostlukların nicelikle değil nitelikle ölçülmesini severim. Araya kaç gün, kaç ay girerse girsin sanki dün akşam muhabbeti bıraktığın yerdenmiş gibi, aynı sıcaklık, aynı doğallıkla devam edebilmektir dostluk benim için...Sitem denen o beyhude, aptalca olguya hiç yer bırakmamaktır. Özlemin de sevdaya dahil olabildiğini yaşatandır...Z de aynen öyle dostlardandır.

Üniversitede tanışıp dost olduğumuz Z ile okulun son 2 yılında özellikle, yapışıp ayrılamadık. Ben doğduğum şehirde okuduğumdan aile yanında ikametteydim, o ise farklı bir şehirdeydi ve okul kampüsü içinde kendi evi vardı. Sınav dönemlerinde kampa kapanıp çalışmak, sınav çevresi zamanlarda deliler gibi gezmek derken, onun evine bavulları alıp yerleştiğim dönemler çok oldu. Hem peşimizden kovalayan var gibi gezip, kocaman bir arkadaş çevresinde dolu dolu sosyalleşip, hem de honor degree'ler ala ala geçtik sınavları. Dersi derste öğrenmenin insana acaip zaman kazandırdığını çoktan keşfetmiştik, ve en önde oturup full konsantre dinlenen ders sonrası kalan boş zamanların muhteşem olanaklarından da tepe tepe faydalanmaktaydık. Tatlı yeme konusundaki eşiğiyle beni her daim dumurlara uğratan Z, hele de sınav dönemi, 2 nutellalı waffle üstüne 5 Ülker kırmızı gofret gömer, hala bana mısın demez, karşısında çok sevmeme rağmen tek waffle üstüne içi bayılmış böğğk diye aptal aptal bakan bendenize gülerdi. Bu tatlı potansiyeline karşılık, sportmen Billy ve doğuştan fit olan kadınlardan olduğu için de 1.80'e yakın boylu, incecik, taş gibi kadındı, 2 çocuktan sonra hala da öyle...

Okulun son yılı New York'a master'a gidicez birlikte diye söz verdik birbirimize..Kümülatifler zaten iyiydi, benim akademik kayıtlarım Znin de biraz üstündeydi, GMAT denen o sevimsiz sınava girdik. TOEFL gibi ama ağır matematik ve çok sağlam ingilizce isteyen bu sınav her MBA yapmak isteyen öğrencinin karın ağrısıdır. Sınav bitiminde de, notun otomatik görünür. Benim amaçladığım okullar o zamanın sistemiyle 580-600 civarı yüksek GMAT istiyordu, çok şükür şansım da yaver gitti, sınava da rahat girdim, 650 ile çıktım. Amerikan Elçiliği'nden çıkarken baktım Z'nin tatlı yüzü biraz asık. İyi diilmiş notu...Ben kendi sınavıma sevinemeden ona sarıldım, o kendi sınavını sallayıp bana sevindi, içmeye gittik. Korkarak sordum; "New York?"..."Gidicez tabii ki" diye yanıtladı, "birbirimize söz verdik. Sen okuluna gidiceksin, bana da koca NY'da iş mi yok yahu?!"...Saygı ve sevgi dolu rahatlama çığlığım bugün bile kulağımdadır.

Gittik. O çok da keyifli bir tekstil işi buldu, ben okula başladım. İkimiz de okula/işe yakın olmak istediğimiz için farklı evler tutmaya karar verdik, ama önce ben gidip evime yerleştim, o ardımdan gelip iş ve ev bakınırken 3 ay benimle kaldı. Ankara'dan sonra NY'u da rengarenk boyadık...Sonra ilk yılın sonunda Istanbul tatili sırasında şimdiki tatlı eşi E. ile tanıştı, aşık oldu...Gitmeler kalmalar arasında bocalayan bir halde NY'a dönüp işe devam ettiğinin ilk günü de 11 Eylül kabusu yaşandı. İşyeri kapandı. Aradığı bahane buydu, dönmeye karar verdi. E. hala güler "BinLaden sağolsun koca dünyada en çok bana iyilik etti" diye :)
Ben 1 yıl daha kalıp döndüm, Ankara dar gelir diye Istanbul'a yerleştim, o evlendi, benim ardımdan benim yaşadığım siteye taşındılar ailecek...Binlerce keyif yaşaya yaşaya bugünlere geldik.

Z, chef'lik düzeyinde mükemmel yemekler ve pastalar kekler yapan bir kadın. Bu becerisini son yıllarda kurduğu bir catering organizasyon işine de dönüştürdü. Her daim bakımlı ve hep incecik. Biri 4.5 yaşında, biri 3 aylık 2 tatlı kızı var. Hem fashionista, hem perfect housewife, hem spor böceği. Her şeyi sonuna kadar yapmaya devam ediyor. Şaşırınca Kemal Sunal'vari bir ağzı açık kalışla şaşırıyor, gezince poposuna motor takılmış bir hevesli liseli gibi geziyor, ihtiyaç duyduğumda kağnısını geceden geceden süren bir elif fedakarlığıyla yanıma koşuyor. Z dört yapraklı bir yonca, yaşamımın yapıtaşlarından biri olarak iyi ki hep bıraktığımız yerde duruyor!


G.Klimt - Women Friends- 1916

19 Kasım 2009 Perşembe

Listelesek de mi Saklasak, Sarimsaklasak mi Napsak?!


Ruzgar gibi gecen istanbul seyahatinin ardindan, yapacak 1072 tane is, okuyup cevaplanacak bilmemkac tane mail, yazilacak bi dolu rapor birikmis. Ayrica nufus bilgilerim degistiginden beri bir turlu halledemedigim pasaport yenileme islemini yapmazsam haftaya Thailand ucusunda cikabilecek olasi salakliklar icin yarin Rotterdam'in Allahin unuttugu sokagindaki konsoloslukta 8:00'de siraya girebilmek adina 7:00 trenine binmek, Istanbul'daki ulasim taksi fislerimi masraf formuna yazip parasiz vaziyeti hafiften kurtarmak, eve market alisverisinde rejimsel gereksinimleri unutmamak, kuru temizlemeye verilecek beyaz mont, zebellah gibi tepemde sorulariyla bekleyen bankadaki ic denetim mufettislerine departmanimla ilgili hazirlanacak "temizim ben harikayim" raporu gibi gundem maddelerim de var. Mis piril madde madde listeler iyidir hostur, ama uygulamaya alinmadikca beyhude bir karin agrisindan baska bir islevi yoktur ya, baslamam lazim!

Biriken sirf yapilasi maddeler olsa iyi, bir de anlatilacak bir dolu sey var. Pazar gunu can dost M.nin dogumgunu kutlamasi serefine Istiklal'de Misir Apartmani'ndaki House Cafe'de kocaman bi grupla kalabalik brunch yaptik mesela, o kadar keyifli gecti ki, onu anlatasim var. Cahil Periler sofrasindan firlamiscasina kaotik, her kafadan ayri ses cikan, buram buram kavusma mutlulugu kokan bir kahvalti yaptik. Bulustugumuz grup da genis aile formatinda New York'dan arkadas olan bir cekirdek grup olarak bizler ve sonradan gruba can katan kocalar, karilar, bebekler, sevgililer olunca, inanilmaz eglendik. Henuz ayilamamis garsonlarin servisine cildirmamaya calisarak ortadan ortadan yedik, etraftaki cocuklarimiz kostururken onlarla eglendik, rejimi filan sallayip simitleri menemenlere bandirmak suretiyle beslendik, tam masaya pancake tabaklari geldigi sirada yemek gurusu komik Z.min kokosh cantasindan dunyanin en dogal seyiymis gibi cikardigi torbalara sarili devasa Aunt Jemima Syrup sisesine mi kopalim, onun aaa ne var ayol, sevmiyorum buranin cakma suruplarini, zaten kirk yilda bir yiyoruz seklindeki son derece dogal aciklamasina mi hak verelim bilemeden catallara giristik...

Bu arada, bir gun once doktorcum Cihat Bey'de son dozunu yaptirdigim papilloma-HPV asisi sag kolumu acidan 2 gun kullanamama yol acsa da ohhh bitti diye icime serin sular serpti. Bunun pek anlatilacak kismi yok benim de anlatasim yok ama bence faydali bi saglik onlemi, hizmette sinir yok, burdan buyrun efendim...Allah kotu kotu hastaliklari bizden uzak tutsun.

Ayrica Smirting mevzuundan dem vurmustuk ya, Istanbul, hele de Asmali-Tunel yikiliyo kuzular! Meger mekanlar ve insanlar yillardir gercek kaynasmalar icin kapi onu sohbetlerini bekliyomus da haberimiz yokmus!! Memlekette bir UFO patlamasi, tum masalar acikhavada oturmada, birbiriyle halvet olmus muhabbette, yurunmuyor insan selinden ama, pek guzel vallahi...

Bir aksam da coco nite yaptik, 5 kadin 1 masa 1 sise yesil efe bir suru meze bir de bogaz manzarasi bileskesinde pek eglendik. Bu coco grubu da ayri alemdir, en once cekirdek bir ekiple Ankara'li Istanbul'da yasayan birkac kadinin duzenli bulusmalari olarak baslamis, sonradan benim kuzenlerimin dahil olmasi filan derken bugunku bal borek halini almistir. Coco ismi tarafimizdan konulmamis, S.nin sivrisinek tipli kitipiyoz bir ex'i tarafindan lugatimiza sokulmustu. Cocukcagizin iliskisel en buyuk katkisi da bu olmustu zaten ehhehe...Sonra begendik, coco chanel'inden kokosh cagristirmasina kadar, isaret ettigi kadinlarin hepsinin az biraz catlak, bol keseden ozel, kendileriyle ve birbirleriyle dalga gecme yetisi ile zeka acisindan cok yetkin olusuna kadar filan benimsedik, kullanageldik. Bu gidisimde de yine vuslatimiz cok keyifli, ayrilmamiz azcik huzunlu oldu...yerim onlari ben.

Is toplantilari kismi oldukca renkli ve keyifli gecti. Damgayi vuran ise su oldu, bir tane kallavi musterinin torununun  cocugunun 6 yasindaki resmi yaninda kendi en kucuk 12 yasindaki cocugunun resmi olaya ayri bir Brezilya dizisi kivami katti (Ho? dedin di mi? Ben de dedim ama oyle valla!...). Yetmemis gibi dedecik benim "karisininkine benzeyen badem gozlerime" iltifatini etmeden, ancak magazin basininda siklikla yer alan hanimefendi gibi gozlere odak makyaj yapsam ne harika olacagini eklemeden de gecemedi! Dede mede derken finans konusunda da masallah zehir gibiydi kendisi, insallah guzel isler yapicaz...

Dun aksam da inis sirasinda Amsterdam ruzgarindan besik gibi sallayan ucakta dualar ede ede siz sag biz selamet yolculuk bitti, ucakta asla ve kat'a uyuyamamamin bayikligini yepisyeni Paulo Coelho romani Kazanan Yalnizdir'la mis gibi giderdim, ki pek guzel olmus valla, KLM'nin iyyykkkk bogggkkk Allah aclikla terbiye etmesin de yenmeeezzz sandvicleri sagolsun ac bilac yuvama intikal ettim, H.me kavustum.

Simdi de dogumgunu yavrusu pygmalion'uma bal damlayan yorumlarinizdan gazi almis, calisirmis gibi yapip anlatiyor da anlatiyorum. Hem bakin bastan listeliyim dedim kendimi dinlemedim, karman corman daldik gittik iyi mi..Ne diyoduk, bekleyen isler. Pufffff...
Ay Necmi yetiiiis, konuyu feci dagittim bi toparlayiver yigidim. Hadi muccuuuk!!

Cımbızla Basladı Her Sey!



Tam 1 yil once bugun, Cımbız' i yazmisim.
135 kayit, 132 izleyici, 1082 yorum bilancosunda, 1 yila bir dolu duygulanma, sacmalama, yaratma, paylasma, anlatma, cogaltma sigdirmisim. Bazilarinizi feci merak etmis, bazilarinizla uzaktan yakin arkadas gibi olmus, bazilarinizin bazi yazilarina killanmis, bazilarina bayilmis, bir dolu yorum dosenmis, heyecanla tepkilerinizi beklemis, yazmis da yazmisim.
1 yila 1 evlilik, 1 tasinma, 1 is degisikligi, 1 ulke degisikligi, bir dolu yeni arkadas, onlarca seyahat, satirlarca yazi, yuzlerce film ve kitap, sayisiz telefon, tabaklarca yemek, bardaklarca icmek, saatlerce konusmak, dakikalarca susmak, kana kana sevismek, kosa kosa yorulmak, doya doya sevmek sigdirmisim. Hepsini gelmis kalemim yettigince buralara yansitmisim.
Yepyeni takvimlerin yepyeni ortamlarinda kendi Eliza Doolittle'imdan kendi Fair Lady'imi yeniden yaratmis, ama Bernard Shaw'a saygim sonsuz, kendi Pygmalion'imda iki kadini kendimce pek de guzel harmanlamisim.
Mutlu yillar blogcan, seni iyi ki dogurmusum!

12 Kasım 2009 Perşembe

Got A Light?



Sigara yasagiyla beraber bombos olan bar bahcenin durumu size de ironik geliyor mu? Hadi alkol yanina sigarasini tutturemeyen guruh olayi ev partisine cevirdi, peki daha once car car edip tiryaki beyinlerde boza pisiren yesilay tayfasi nerelerde? Hmm?

Sigara kotu bi seydir. Bunu bilmeyenimiz yok. Simdi gozunuzu seveyim bana da "politically correct" sigara dusmanliklariyla yorum dosenmeyin biz de neyin ne mok oldugunu biliyoruz! Yaklasik 15 yil ictigim sigarayi 1 gunde hop diye biraktim, ilk birkac hafta disinda buyuk acilar da cekmedim, ancak 1 yil boyunca icmeyip danalar gibi olmam sonucu yok cigarillodur slimdir mentoldur derken yeniden basladim, simdi rejim spor temposuyla cok sukur yine formunda ve ince ancak daha az olmakla beraber yeniden muptelayim. Bu defa ayni gerzek "yiyorum yiyorum almiyorum", "off spora kim gidicek simdi" vb hatalari tekrarlamadan, gayet de cold turkey seklinde kararlilikla yeniden birakmayi da planliyorum onumuzdeki gunlerde ama; saglik da benim, dudak da benim, cuzdan da benim, takvim de benim, psikoloji de benim, daha once de bal kaymak birakmisim, pesin pesin ustume gelmeyin yani kurabiyeler!

Hem konumuz baska...
Trendler sehri New York'da, taaa 2003'den beri bir olusum yayilagelmis ve sonra etrafa yayilmis. Zaten 2001 sonunda Giulliani belediye baskanligini bu konuda cok daha fanatik Bloomberg'e biraktiktan sonra New York'da sigara yasagi iyice abartilarak uygulanmaya baslamis ve simdi Istanbul'da oldugu gibi o siralar takildigimiz turlu cesitli Manhattan mekanlarinda da, kapi onu muhabbetleri almis yurumustu. Ardindan Avrupa baskentlerinde ve son olarak Turkiye'de uygulanmaya baslayan kapali mekanlarda sigara yasaginin, ilk basta yazdigim gibi abuk yansimalari mevcut. Amsterdam'daki coffeshop'larda da pufur pufur joint tutturulebilirken, icine tutun konamiyor ama safi esrar olursa icilebiliyor mesela..Nasil mantik?!

Velhasil-i kelam, bu yeni trend, "Smoking and Flirting" anlamina gelen Smirting (wikipedia aciklamasi). Ozellikle de soguk kış gunlerinde hic de eglenceli olmayan disarilarda tek basina sigara tutturme isine bir sicaklik, bir amac, bir kader kismet katma cabasi bi nevi...Tabii yumurta tavuk sorunsali misali, "sosyallesmek yolunda dumanli dumansiz tum yollar mubahtir" diye mi, yoksa "ulan duman olsun camur olsun sen de gel cila olsun" diye mi bir onceliklendirmeyle yola cikilmaktadir bilinmez. Zaten sosyallesme derdinden ne yapacagimizi sasirdik FFlerde twitterlarda hezeyanlara geldik derken baksaniza, Facebook bile sagdan sagdan onu op bunu sev sunu durt diye talimatlar vermeye basladi ki yok daha neler artik!
Son olarak, bu smirting isini Istanbul'da da yerinde tespit edecegimdir ki, maksat trendlerden geri kalmayalim bebişim kuşum diye normalde cani cok da nikotin cekmeyen bir dolu ikoncuk "Istanbul eliti" hihihi oh yeah smirting kikikiki diye mekan onlerinde salinmiyorsa adam diilim!

11 Kasım 2009 Çarşamba

Shoo Bee Doo Bee Doo

Ay nesi fake ayool, basbayagi pek seker kisi Feyk biraz once yazdi. Ofiste birine feci gicik olmus, sonra demis ki, sevmediklerimi degil de, sevdiklerimi dusuneyim iyi gelsin... Super yaklasimmis dedim, senin listeni bekliyorum bilesin dedi. Bi nevi yeni mim yarattik yani, hepimiz biraz pay cikarma meraklisi diil miyiz kuzusarmalarim?

Gercekten de, bir kere hayallahimadamidelirtmeyinsalaklar moduna girince kaptirip gitmesi kolay. Bunyeye iceriden iceriden verince gaz-toz ne varsa, normalde batmayan ufak hiyarliklar da yiyip bitirmeye basliyo insani ki, uzatmadan toparlanmali, ben aska ask demem, askin cilki cikmadikca yaradilisli Demet Akalin popsinanaylarindan bir parca bulunup sag el havaya suretiyle havali havali salinilmali derim... Pofft yazisinda bu tip bi gicikolmalarim listesi dosenmistim, o bile Seda Ablamla bitmisti. Oradan hesap edin yani ben ne kadar uzun sure negatif kalabiliyorum boyle "little murder" durumlar soz konusu olunca...!

Gecen gun mesela, birileriyle yemege gitmistik ciddi ortam H. filan yok, ciktik ki disarisi 3 derece, gecenin 11'i Amsterdam'in uzakcana bi kosesi, tramvay kacta gelir belli diil, kontes general bir hanimefendiyle biliyorum ki ayni tarafa gidiyoruz, hicbir sey sormadan bindi arabasina gitti. Hayir kuslar mi kapar nolucak guvenli sehirde o ayri da, hava buz kardesim, hadi birakiyim diye teklif etmez misin zaten Istanbul'un bi semti kadar sehir yahuu?! Bu tip bi olay insani aaahhhh acilarin kadini Elizaa diye ahlatip vahlatacak bir durum mudur, yooo, gunahi kontesin boynuna, ben unuttum gitti. O an tram beklerken la havle cekip kocamin evde sicak sicak bekledigini dusundum ornegin, gecti gicik modum hemencecik..Bunun gibi bi sey...



Hayata trilaylaylom gozlukleriyle baktirasi seyler listesi bi nevi...
- Ask, yumusma, H.nin omzuyla gogsu arasindaki banaburdakimselerilisemez kosesi
- Aile yaninda simarma firsatlari, gelecek sefer yakindaysa onun hayali, gecen sefer yeni bittiyse onun hatirasi
- Yaz mevsimi ve tatil ortami, genelde de onumuzdeki ilk tatil, ilk kacamak..
- Alisveris, hele ayakkabi alisverisi
- Kadin dostlar muhabbeti, coco aksamlari, bolca kirmizi sarap esliginde kahkahalar
- Uzun uzun kitap okumak ustune ogle uykusu
- Ogle uykusu ustune fokurdayan caydanlik yaninda home-made kek borek muhteviyatli 5 cayi sicakligi
- Simsiyah aci kahve yanina taze portakal suyu yanina sigara
- Secilmis yalnizlik anlari, evde ve disarida kendimle programlarim

Daha cooook var ama liste bu ozet haliyle bile issiz adaya dusecek olsan yaninda ne gotururdun nevi abuk sapan sorulara cevaplarimin bonusu olur...
Siz de dusunun iyi geliyo cok! :)

Yak Işıkları Kur Sofraları, Geliyorum Sevgilim!



Sehirler ecesi’ne yolculuk var. Aniden beklentisi yuksek kurumsal kararlar alindi, hayirlisiyla patronla gidiyoruz, sirket bileti alinmisken dogallikla oncesinde de kendimize haftasonunu armagan ediyoruz. Huysuz ve Tatlı’da anlattigim tempoya cok benzeyecek yine her sey. Kosa kosa, yetise yetise, hayran ola ola…Program delisi, organizasyon bocegi, sosyal bulusmalar bakani, halaybasi bir kadin ya Eliza, cilveli kaprisli Istanbul onu daha da bastan cikarip azdirmakta bir numara! Simdiden programlar yapildi.


Nisantasi Den Café’nin kocaman masasi Cumartesi aksamustu bize ayrildi, isteyen gelip saatlerce uzun uzun oturacak, grubun anneleri soyle bir ugrayip hasret savusturacak, masada ayni anda hem peynirle sarap, hem cay kahve, Den’in inanilmaz lezzetteki kek pastalari, hem de envai cesit ve boyutta canta olacak! Ankarali Istanbullularin en tatli mekani, Keller Group'un Corridor sonrasi harikasi Den, kahkahalarimizla cinlayacak. Muhabbet muhabbeti acarken ben hicbiri birbirine benzemez onlarca farkli kadin dost arasinda mutluluktan ucacagim. Oradan muhabbet bizi nereye tasirsa, sahilde balik, Tunel’de muzik, evde yayilma…

Pazar sabahi Matmazelin sicacik evinde uyanma, Rumelihisari Café Nar’da mukellef kahvalti, gazete, yuruyus, muhabbet...Aksam is seyahati donusu Istanbul’da buyuk bulusma icin duraklayacak can babamin simsicak yesil gozleri, koca kahkahasi, Tarabya Kiyi’da raki balik…Pazartesi-Sali-Carsamba dopiyesler, yuksek topuklar, miyirdak versiyonundan hic hazzetmedigim kuvvetli tokalasmalar, pespese toplantilar, musteri ziyaretleri, cay-kahve-yorgunluk-trafik arasi kacamak yemekler, sabah kuafor siftahlari, aksam yorgunluk uykulari, Carsamba aksami da 3.5 saatlik bir yolculuk sonrasi hayirlisiyla Higgins’imin kollarina ucus…


Bereketimiz bol, sofralarimiz şen olsun…Hadi rastgele!

10 Kasım 2009 Salı

Eliza Şaşkın Ördek Yavrusu



Google’la ithafen birkac ay once dosendigimiz ben sana heyran sen cama tirman yazisi suradan okunabilir efendim.



Raporlardaki aramalarda yine oyle bir skalada gidip gelen ilginclikler var ki, beni gungunden yeni saskinliklara gark etmekteler! Skala son derece makul, bilgi arayisinda aramalardan (Amsterdam muzeler, Kennismigrant, Hollanda calisma izni vb, ki taze Amsterdamer’lara bir rehber niteligimiz olabiliyorsa ne mutluuu!), Turkce kitligina, oradan zeka eksikligine, oradan cinsi sapkinliga uzanan bir yelpaze adeta! Her konuda car car bin tane lafi olan ben, oooyle salak salak bakiyorum bazisina!

Eskileri yeniden yazmiyim, son 1 aylik aramalardan secme sacmalar soyle;


1. Biz Korna Seyretcez: Hehehehehehe, gozunuzun onune geldi mi 5-6 yaslarinda birkac salak veledin heyecanla abilerinden duyduklari korna’da sevisme sahnesi arama cabalari? :)

 2. Amsterdam usulu kahve: Once dedim yahu bunlarin bizim bile bilmedigimiz bir ozel espresso’su filan mi var, sonra anladim coffeeshop aradigini ah caniiim...! Ayni sekilde, Amsterdam kek nerede yenir sorgusuna da cevabimiz, pastanede ;)

3. Bekarliga Veda American Girls: Hepsi senin sehvetinle yaniyo ey arastiran kisi, bildigin gibi diil!

4. Büzük: Sasirtici derecede cok aranmis. Bir büzük hallenmesi var ki hayirlara vesile olsun, amin.

 5. Gap casting call yarisma, Gap firmasi cocuk guzellik yarismasi, Gap Kids istanbul, Reklamlarda cocuk oynatmak vb oldukca fazla sayidaki aramayla suradaki ogretmen hanim yazima yonlendirilenlere, birazcik olsun farkli bir acidan gorus verebildiysem dunyanin en mutlu insaniyim su an...

6. 2009 Global Isinmanin Etekleri: Hmmm, mis! Cok moda bu yil evaze olanlarla miniler :)

7. Amsterdamda adamlar ne yemek yiyolar: Birbirlerini, kac cabukkk!

8. Uzun metraj gay travesti porno film izle: Simdi ya aktifsin, ya da kuvvetle muhtemel latent gay, senin hayatin keyfine bak tabii ama...bunu yazdin, nedense bi sekil Pygmalion’a da geldin hosgeldin. Acaba uzun metraj pornoya adamak istedigin ilgini o an bunca dagitan ne oldu da, ilk arayisindan vazgecip benim yazilari 6 dakika 42 saniye okudun, oyle merak ettim ki!

 9. ww.sexvidoya.com: Dusunsenize, o gun bugun her yerde vidoya diye bisiler ariyo bulamiyo. Yajiiiiikkk...

10. Ananemi zorla sex: Allah belani versin manyak herif daha ne diyim...

11. Safiyenin buyuk popolari: Dam ustunde un eler tombul tombul...pofff uzatamadim! Safiye'ye de pek acidim, durduk yerde olur mu hic 5 kulak don de aynaya bak isimli dehsetengiz cocuk sarkisini hatirladim, bi suru koca popooo ;)

Hadi size iyi gunleeegrr!

09 Kasım 2009 Pazartesi

Amsterdam, Ik Hou Van Jou!

Cok keyifli gecen dopdolu bir haftasonunu, “New York I Love You” ile tamamladik. 11 yonetmenin kisa filmlerinin harmanindan olusan, cok guzel de vakit gecirten bir film. Yonetmenlerden birinin Fatih Akin, onun filmi China Town’un basrol oyuncusunun her dem harika Ugur Yucel, bu oykunun de filmin en guzellerinden biri olmasi, balli kaymak tatlisi kivami yakalatiyor. Ustune kac harika film cekerse ceksin, gonlumun Mathilda’si olarak kalacak guzel kadin Natalie Portman, filmin hem oyuncusu, hem de kendisinin oynamadigi ve en tatli hikayelerden biri olan yegane onyargi konulu kismin da yonetmeni. Robin Wright Penn, James Caan, Julie Christie, Christina Ricci, Bradley Cooper, Andy Garcia, Rachel Bilson, Ethan Hawk ve daha bircok muthis isim bir arada...New York’u basrole oturtmak konusundaysa filmin cok tatminkar oldugu soylenemez. Zira zaten tum Amerikan klise chick-flicklerinin bir noktasinda illa ki sokusturulan NYC skyline view ile ucundan biraz Central Park burada da bolca var. Ancak cok daha derinlikli olacagini umdugum filmde aksine, mahallelerin ruhlari, China Town kismi disinda, cok ustunkoru gecilmis gibi...Bu noktada arada acip acip eski bolumlerini izledigim Sex and The City, beni daha mutlu edebiliyor.


Yapimci ekibin bundan onceki benzer duragi “Je T’Aime Paris”, icice gecmeden birbirini takip eden kisa filmleri ve planlandigi gibi tum kisa oykulerde Paris’in farkli bir bolgesini basrole koymasi ile daha guzeldi bence. Bu konseptle muhtesem olacagini dusundugum “Istanbul Seni Seviyorum” ise gercekten bir proje boyutunda midir yoksa topluca bir gaza gelme eylemi midir gorecegiz. Ne olursa olsun bu son film, ozlenen New York’a itfahen agizlara caldigi birkac parmak bal ile hem cok iyi geldi, hem de bunyemde muthis bir New York ozlemini deprestirdi.

Benim NY ile ask hikayem, 2000-2002 takvimlerini kapsayan ama bana 2 degil 5 yil gibi gelen, okulumun ve evimin bulundugu Upper West Side alanlarinda merkezlesse de kapsami cok daha genis bir guzel oykuydu. Tum mevsimleriyle Central Park, Greenwich Village, Soho, Chelsea, Upper East, bir donem staj icin de her gun gidip geldigim ve 11 Eylul kabusunu tam icinde yasadigim Financial District, East Village, Bryant Park, China Town, Little Italy, Brooklyn’de Williamsburg ve Prospect Park, az otede Jersey, birkac haftasonu Hamptons derken, NY benim icin her zaman en sevilecek sehirlerden biri oldu.

Times Square deyince aklima devasa billboard’lardan ziyade 42 ile Broadway kosesindeki, baliketi melez guzel Teena’nin ucuza ve cok guzel sac kestigi kuafor; Lincoln Center deyince operadan ziyade okulum, mezuniyet torenim; 57.cadde deyince boydan boya alisveris yerine evim, keyiflerim, 1001 tane yasanmislik, 49. kattaki studyo dairemden gorunen, tadina doyulmaz Hudson River sunset manzarasi geliyor. Yuzlerce mekanda yuzlerce zamani dusundukce cok uluslararasi cok farkli ortamlar, ya da Turk komunitesinin dibine vurdugumuz zamanlar geliyor.

Tek cocuk, ilk torun, kosa kosa okumaktan dolayi 20 yasinda bitirilmis universite sonrasi, ne kadar olgun olsa da hala minik ve korunakli ortamindan yeni cikmis kucuk Eliza’nin, anne ve babasiyla NY’a ilk gittikleri gunun sabahinda, otelin camindan disari bakarken kapildigi dehseti, bunu kendisini bir hafta sonra birakip donecek ve zaten kaygili anneyle babaya yansitmamaya calisma cabasini nasil dun gibi hatirliyorum. Ardindan alismayi, secilmis yalnizliklarin ne harika keyifler icerdigini once burnu sizlaya sizlaya, sonra bagimlilik yapa yapa ogrenmeyi, tek basina ayakta durabilmenin insana kazandirdigi muthis gucu ve kabul edelim, biraz da bencillesmeyi, orada kurulan ve bugun hala devam eden inanilmaz saglam dostluklari da...New York’u birakirken hissettigim aciyi da dun gibi berraklikla hatirliyorum.
New York, I Love You. I really do!





Aradan neredeyse 7.5 yil gecti. Ne sehirler sevdim, zaten hep varlar!
Istanbul yuvam oldu, Ankara cocuklugum, NY hep benim kaldi, Bodrum yaz kalem, hayat elverdigince tatillerim, devr-i alem...
Simdiyse yasantimin merkezinde 1 yila yakindir Amsterdam var. Buradaki hayatimi zaten duzenli anlatiyorum, huzurumla, eglencemle, arada gundelik dertlerimle, duzenimle, isimle, evimle, en onemlisi ilk defa askla cogaltarak yasadigim keyiflerimle, yeni askim Amsterdam. Yolumuz acik olsun!

06 Kasım 2009 Cuma

Yel Degirmeni



Beni bu esrik cuma sabahina muhtesem bir armagan ile baslatan sevgili, cok sevgili Uykusuz, temiz kalbine, guzel sesine, billur yorumuna saglik! Seni hic gormedim, ama iyi ki tanidim! (Sarki ve yazi icin buraya tiklayiniz lutfen)
Yeniden, yeniden, yeniden dinliyorum, mutluluktan ucuyorum. Sürç-ü kalem edersem affola, zira hem gülüp hem agliyorum ve ekrani bulanik goruyorum.
Tanrim Higgins'le yolculugumuzu hep masal, askimizi hep destan, yasamimizi hep dostluk ve bereketle sarilmis olarak surdurmemize yardim etsin. Sukran doluyum.
Cok, cok, cok tesekkurler...Umudun bol olsun...

05 Kasım 2009 Perşembe

Koza Masali



Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, dereler şerbet iken, yuvalar mabet iken, uzak ulkelerin birinde, dedesiyle beraber, merakli bir kiz yasarmis. Dedesinin koca koca kitaplari arasinda gecen cocuklugundan olacak, okumayi da cok erken cozmus olan merakli kiz, okuduklarina doyamaz, kendini merak etmekten bir turlu alamazmis. Anlatilan diyarlari, betimlenen asklari, yerkurenin mucizelerini, her seyi ama her seyi merak edermis. Ettikce daha cok okur, okudukca daha da meraklanirmis. Daglarda tepelerde kosar, agac dallarina tirmanir, elinden kitabini hic dusurmezmis. Koca kasabada dedesinden daha bilge, cevaplara daha hakim kimse yokmus ama, aksi gibi dedesi de bildiklerinin agirligiyla birlikte kuruyup kalmis, cok bilmenin paylasmadikca faydasi olmadigini anlayamadan yaslanmis bir huysuz ihtiyarmis. Kizin sorularini aksi mizacindan yahut belki unutkanliktan, ya yarim yamalak cevaplar, ya hic cevap vermez, ya da onune yeni bir kitap koymakla yetinirmis.

Zamanin bezirgan yuzu en cok da hafizayla anlasilir ya malum, bazen merhem olur deva verir, bazen de ağu olur bildiklerini alir bir gizemli serguzestmis ezelden beri...

O zaman ki elini yillara vermis, dede topraga, kiz takvimlere karismis. Kiz buyumus buyumesine ama, ogrendikce merak eden mizacindan da vazgecememis. Kitaplara gomulu gecen uzun yillar icinde, ne gezmeye, ne gormeye, ne bugulu bir hatira olarak animsadigi eski arkadaslarina vakit ayirmis. Guzel yuzuyle engin bilgisinin methini duyan talipleri de olmus elbet ama, onlarla dahi gorusmemis. Dunyaya ucmaktan korkup yuvasini celladi yaparcasina kozasindan cikmayan bir ipek bocegi gibi adeta, kapandikca yalnizlasmis, yalnizlastikca daha da kapanmis.

Gunlerden bir gun, kilerin arkalarinda bir dolaba gizlenmis, eski bir kitap bulmus. Evin icindeki tum kitaplari hatmettigini sandigi icin buna cok sasirsa da, efsanevi merakina yenilmis, kitabi oracikta karistirmadan edememis. Icinden dedesinin el yazisiyla cikan ufacik notu gorunce az daha bayilacakmis;

Evlad- i Sahanem, Merakli Kizim,
Gidersin de yalniz korsun ihtiyar dedeni diye korkumdan yillar yili soyleyemedim. Ucarsin da kuslar kapar diye cevaplarin cevabini veremedim.Artik cok yaslandim amma, utancimdan lal oldum, yine soyleyemiyorum.Bunca gordum, bunca bildim, sana hayati gosteremedim. Beni affet...
Unutma, goz gormedikce akil almaz. Ruh degmedikce bilgi olmaz. Kitaplar icinde hayat gecmez. Kagida naksettigim bu vasiyeti alinca evimizi sat. Kitaplarimizi da saklama, artik onlarin bilgisi senin ruhuna kazinmistir, birak yeni ruhlari gonendirsinler...Iki parca esyani al, yola cik. Ucma vakti geldi guzel yavrum, hayati yasamadan anlayamazsin.

Kiz gulsun mu aglasin mi, yansin mi, bagirsin mi bilemeden, zaten bilirgeldigini daha iyi anlamis. Hikmetin kapisi ne sadece bilgiden, ne sadece sezgidenmis. Bildiklerini biraz da hayata katistirmakmis bilgelikte aslolan.
Bildiklerini dusunmus, sonra da yasayamadiklarini. Kitapla notu buldugu yere gerisingeri birakmis. Yalnizligin caresiz korkulari, yasliligin istemsiz bencilligi icinde, kendisine ucmasini, kanatlarini unutturduktan cok sonra beyhude soyleyen kelebek avcisi dedesini her seye karsin affetmis. Affetmis affetmesine ama, o gunden sonra meraklarini da, kitaplarini da tumden birakmis, korunakli kozasinda yalniz ve huzurlu yasamaya devam etmis. Cok arada, kisa uykular icinde bazen, uzak diyarlarla birlikte, her masalin mutlu bittigi efsunlu bir dunya duslemis...

04 Kasım 2009 Çarşamba

Seyyah Masali



Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, vakit sirf gunesten ibaret iken, uzak diyarlara yolculuk icin evimden ayrildim. Anamla babami daha cekmeden acitan hasretle kucakladim, dogdugum eve soyle bir baktim, bir daha ayni insan olarak donmeyecegimi hissettim. Evim neresi, bir an hic bilemedim. Sehre mi, o sehre ait kendime mi veda ettim bilinmez, yola koyuldum.



Az gittim, uz gittim, dere tepe duz gittim. Bir geri donup baktim ki, fersah fersah yol gitmisim. Gitmisim de, yorgunluktan bitmisim. Su kenarinda bir han buldum, iceri girdim.


Girdim ki ne goreyim, iceride envai cesit yemek, icki, sen sakrak gulen, dans eden insanlar, hareketli, davetkar bir muzik. Dost meclisinde misafir makbulmus. Hemen beni de aralarina aldilar, yiyip icip soylesmeye basladik. Saatler, gunler, haftalar gecti. Ne sofranin bereketi, ne calgicilarin enerjisi, ne konuklarin kahkahalari azaldi. Vakit nasil gecti anlamadan, oyle guzel dostluklar kuruldu, oyle keyifli hatiralar birikti ki...Ama seyyah olmaya cikmis ruhumu kac haftadir bir isiksiz devinime, bir sonsuz sefahate biraktigim duygusu da yakami birakmadi bir turlu. Kendime ve dunyaya verdigim soze karsi cikamadim, yeni dostlarimin israrlarina ragmen handan ayrilip yola devam etmeye karar verdim.


Az gittim, uz gittim, dere tepe duz gittim. Bir geri donup baktim ki, bir arpa boyu yol gitmisim. Gozlerime inanamadim. Yollar katetmemi saglayan kudretimi, geride biraktigim handa tukettigimi anladim, korkudan, caresizlikten aglamaya basladim.
Ben bir agacin altina oturmus icimi ceke ceke aglar ve bir care icin sessizce yalvarirken, arkada bir citirti duydum. Bir baktim, gozlerim kamasti. Tuyleri cevher, kocaman, afet-i devran bir kus, Zumruduanka Kusu! Oyle sasirdim, oyle sasirdim ki, hicbir sey diyemedim, oylece bakakaldim. Anka Kusu dile geldi: Aslinda beni sadece bilgeler cagirabilir. Sense daha hamken, bilgelik icin ciktigin yolda, ruhunu beslemek icin ciktigin yolculukta, sadece sefahate takildin, cok vakit ve cok caba harcadin, yorgun dustun. Ama oyle bir iclendin, oyle pisman oldun ki bunu gorunce, yola devam etmeye karar verdin. Olma yolunda, hatalarini gorup geri donebilmek buyuk erdemdir. Pismanlik duymadan, onune bakarak...Bu erdemden dolayi da, caresizligini temiz dilegine katik edip, icinden bir mucize gecirince, ben geldim. Seni Kaf Dagi’nin ardina goturecegim. Kanatlarimda dinlen, sonra uzun yollar seni bekler..Daha gorecek cok seyin var.


Anka Kusu’nun kanatlarina yerlestim, uzun yollar aldik, efsunlu diyarlar gectik, Kaf Dagi’nin ardina geldik. Anka beni birakti, soyleyecegini soylemis tum mutevekkil bilgeler gibi, suskunlugunu alip uctu gitti. Yeniden yurumeye basladim. Gittim gittim, ejder ulkelerinden, dervis mekteplerinden, ucsuz bucaksiz bahcelerden gectim. Bir ardima donup baktim, basladigim noktayi goremez olmusum, olmus da cok yorulmusum. Dag eteginde bir han buldum, iceri girdim.


Girdim ki ne goreyim, iceride duvarlar boyu cilt cilt kitaplar, huzurlu, sessiz ama mutlu duruslu insanlar. Masalarin etrafinda derin sohbetler, atesin karsisinda kitaplara gomulmusler. Inceden tinlayan, ucucu bir muzik. Hikmet kosesinde misafir kabulmus. Hemen beni de aralarina aldilar, kah okuduk, kah tartistik, kah sukunetten guc alip kendimizi uykulara biraktik. Dunya nimetlerinden uzak, bilgiyle dopdolu gunler, haftalar akti gitti. Bir yandan icim yikanirken, o tanidik tirmalanma duygusu, icten ice beni sarmaya basladi. Actim, susuzdum, huzurun tam icinde huzursuzdum. Yapilacak tek sey vardi. Bu defa icim daha da rahat, guzel dileklerle o handan da ayrildim.


Gun isigindan uzak gozlerim parlak gunesle kamasmis, ilk kez gorur gibi hayranlikla dogayi izlerken, uzun suredir icimde pisen yeni bir farkindaligin beni sardigini hissettim. Etrafa bakindim, ruzgarlarla yedi duvele haber saldim, Anka Kusu’nu cagirdim, gelmedi. Yurumeye basladim. Yiyecek ekmegim, icecek suyum olmadan yorgun argin, ama gulumseyerek yurudum. Uzun uzun yurudum. Yeni diyarlarda yeni insanlar tanidim. Ne eve nasil donecegimi, ne nereden ekmekle su bulacagimi biliyordum, ama yine de mutluydum.
Anlamistim.
Dunyanin catisi ne tamamen sefahatten, ne tamamen sukunettendi. Insanoglunun, onune serilen tum nimetlerden ihtiyaci olcutunde faydalanmasiydi aslolan. Ruhunu beslerken bedenini, bedenini doyururken aklini unutmadan...

Bunlari dusunurken uyuyakalmisim. Gozlerimi turunclu bir bahcede actigimda karsimda bana bakan bir cift guzel goz gordum. Anka Kusu bana sicacik bakti, yeniden dile geldi: Beni en bilge kisiler bile sadece bir kere yardima cagirabilir. En caresiz anlarinda care olur, sonra donmemecesine uzaklasirim. Handan cikip beni cagirdiginda gelemezdim. Ne zaman ki ogretinin tevekkuluyle boyun egip mutlu oldun, seni kurtarmaya degil, kutlamaya geldim. Ama bak efsunlu cocuk, cok bildin de oldun sanma, hala yolun basindasin, butun mumkunlerin kiyisindasin.Ogrendiklerinin degerini bil. Yanina tum yolculugundan dostluklari, ogrenilenleri, eglenilenleri, dinlenilenleri, yenilip icilenleri, okunanlari al, hicbir hatirayi unutma. Gormeyi bildikce gecmisin, gelecegin kadar kiymetlidir..Bin kanatlarima, eve gidiyoruz...”

Uctuk, uctuk, engin daglar astik, billur sular gectik.
Eve geldik. Evim ki artik bilirdim, nerede konaklarsam benim icimdeydi, yine de insanin ilk duragi ailesinin yuregiydi. Kavustuk, doyduk, gulduk, konustuk. Sonra uyumusum. Ruyamda Zumruduanka Kusu’nu gordum.



Biraz Masal tozu, herkese iyi gelir!

02 Kasım 2009 Pazartesi

Bir Bilmece Gibisin, Cozemedim Ben Seni...



Camdan bakiyorum. Daha aksamin 5’inde, tabak gibi bir dolunay, henuz mavi-gri olan gokyuzunde beliriyor. Zamana sozunu sadece yaz saati-kis saati uygulamalariyla, bir nebze gecirebilen insanlik caresiz, 1 haftadir daha da erken aciyor isiklari. Gece gittikce gune karisiyor.



Doganin her nevi gizeminde Tanri’ma dua ediyorum. Kendi icinde mukemmel bir duzenegi olan surprizli hava degisimlerini, mevsim gecislerini, zamani pencerede gormeyi seviyorum.


Tutarsizligaysa, sadece doganin bu ufak surprizlerinde katlanabiliyorum. Gundelik hayatta, is hayatinda, hele ki secilmis insan iliskilerinde, duyarsizliktan oldugu kadar, tutarsizliktan da nefret ediyorum. Evet, nefret sozcugunu hayatinin kapilarindan iceri cok da kolay almayan ben, bu olumsuzlamalardan yurek dolusu nefret ediyorum!


Aslinda herkesle ve her seyle dalga gecmeme vesile olabilen keskin bir mizah anlayisim, begeni duzeyimi ve secimlerimi kuvvetle koseleyen bir formasyonum ve Allaha sukur civa gibi de zekam var. Gerek duymam halinde de alayini tanimam, akilli gecinen yuzeysel tatli su baliklarinin anlayamayacagi tek metaforla ortaligi yikarim.


Oysa kanirta kanirta laf sokmalari, car car laf yetistirmeleri, sevgisiz ve tutarsiz ve duyarsiz tavirlari oyle sevmiyorum ki aslinda…Yoruyor beni, kemiriyor. Kurumsal hayatin, insani ne yazik ki cadi kazanlarinda kalkan sarinmaya yavas yavas alistirdigi dunyalarin aynalarinda bir nebze daha alistik, surtune surtune torpulenmeye. Sogukkanli makineler gibi, gulumseyerek, inceden catir catir laf carpmaya...Ama kisisel secimlerde daha da hoslanmiyorum itis kakis iliskilerden. Kasarlanamiyorum, umarsiz ve duyarsiz da olamiyorum.


Mutsuz enerji vericisi gibi etrafta dolasanlardan, duzgun ve kaliteli oldugunda muthis eglenceli olabilen zararsiz cekistirmelerin bile sirazesini kacirip, kimin dedikodusunu kime yapacaginin ayrimini yapamadan herkesi herkese cekistirip ortada gerizekali gibi dolasanlardan, insani aptal yerine koyanlardan, insani aptal yerine koydugunun fark edilmedigini sanacak gafilliklerinden, yaptiklari gariplikleri maskelemeye calisan ucuz boyalarindan…cok ama cok sıkılıyorum.


Sadece sozcuklerim ve kisisellestirmeden, etraftan alintiladigim gorsellerimle bir varlik boyutu yaratabildigim bu 2 duyulu dunyada bile bir avuc yuzu gulesi guzel insan anladi sevgi potansiyelimi, kotuluge uzakligimi, bazen bilerek abarttigim “citir Adile Teyze”, “kucuk masalci anac nine” rollerinden keyif aldigimi, yardimseverligimi, arada cani cok cekse de insan kanindan uzak duran “vejeteryan vampir” Edward gibi, cesitli yetilerle donanmis varligimin karanlik taraflarini bilemenin benim icin cok da zor olmadigini…
Hal boyleyken, benimle karsilikli uzun sohbetler etmis, evime girip soframda oturmus, kocamla ayri, benimle ayri bircok muhabbeti, paylasimi olmus bir gariban kadinin, kendi secimlerinin altindan kalkamayarak herhal, vicdan muhasebesiyle ne tur bir savunma mekanizmasina katik edilmis yansitmalarini bir araya getirip bana dusman oldugunu, durduk yerde selami sabahi kestigini bilmiyorum, basta muthis rahatsiz olsam da sanirim artik merak da etmiyorum. Allah yolunu acik etsin.

Paradiso

Gecen haftaki seriden devam…“Pa” ile baslayan Amsterdam mekanlari uclemesinin son halkasi…Ki bu ucleme tamamen tesaduf olustu, dogallikla mekan secimini Pa- baslangiciyla olsun bizim olsun kaygisiyla yapmadim! (Ay askolsun Necmii, ben oyle geyik bi kadin miyim?!)

Paradiso Amsterdam’in en guzel clubbing/konser mekanlarindan biri..Leidseplein’in orta yerinde bulunmasi acisindan gelis gidisi de cok rahat cok merkezi…Ozellikle buyuk salonu, bana biraz da Beyoglu Ghetto’yu animsatiyor yuksek tavanlari vitrayli pencereleriyle filan, cok ferah, cok keyifli…Paradiso’da Cumartesi gecesi de once Amsterdam-Istanbul Bridge Party kapsaminda Beduk ve Cem Adrian konseri, ardindan da Crazy Halloween Hairball vardi.






Cumartesi, onceki gece kallavi miktarda kekik-nane icmekten ve ustune saatlerce deliler gibi gulmekten olacak, cumartesi sabahi bunyeleri toparlamak biraz vakit alsa da, gerekli hazirliklar kapsaminda peruk bulmak icin kendimizi bi cabayla disari attik. Evimizin hemen arka sokaginda kuruldugu icin daha da bayildigim, Amsterdam’in en buyuk acikhava pazari Albert Cuyp’da bir perukcu bulup siz sag biz selamet iceri daldik. Kuzi uzuuun seker pembesi, bense kleopatra model parlak beyaz birer peruk kaptik. Aksam o full makyajli, simsiyah kiyafetli, peruklu coco hallerimizle tramvaya atlayip, etraftan gelen saskin bakislara gule eglene Leidseplein’e intikal ettik. Once Castell’de steak, sonra da Paradiso…Burdaki tayfamizin bikac tatli elemaniyla da kapida bulustuk, iceri girdik.


Cem Adrian sahne aldi, sonrasini hatirlamiyorum. (Kesermisim burda yaziyi :P)
Ben bu cocugun sarkilarini televizyonda youtube’da orda burda dinleyip sevmistim, ama canli performansini izlemek, basli basina bir muzik olayi! Hayran kaldim hayraaan! Odam Kirec Tutmuyor’dan girdi Summer Time’dan cikti, bas baritondan basladi tenor ve hatta sopranoyla bitirdi. O nasil bir yorumdur, o nasil bir ses araligidir?! Gercekten cok ama cok etkileyiciydi…Gozlerim dolu dolu, bazi sarkilardaki ses gecislerinde bildigin agzim salak salak yari acik, muhtesem vakit gecirdim.


Sonra Beduk cikti. Adrian’da kurulmus masali oturma duzenini hemen topladilar, iyi ki de topladilar cunku Beduk dinlerken ben arkadan kurup ortaya koydugun pilli elemanlar gibi oluyorum, durmamin imkani yok! Beduk’un de Heartbreaker’ini, My Woman’ini filan youtube’layip ulan ne guzel soyluyo ne kaliteli klipleri var bu adam dunya capindaaa diye gaz bulutu yapmisligim coktu, ama onu da nedense sahnede hep bir kacirma halim vardi. Iste OttoSantral’de cikar, benim bi dolu adami dinledigim ve cok sevdigim Otto’ya o hafta gitmiycegim tutar, okul bahar senliklerini zaten kaciririz, falan filan…Gelgelelim cocuk super! Cok eglenceli, cok cool, cok disco! Ayrica yahu nerden taniyorum birine benziyo kim bu huleeeyynn diye catlamanin esigindeyken eksisozluk vs bakip fark ettim ki bizim Ankara’li, lise-universite-dersane-ortak arkadaslar circle’larindan gayet iyi tanidigim Serhat, olmus sana muhtesem bir sahne insani!
Gosteri sanatlarinda ekibin kendisinin de keyif almasi ve bunu gostermesi, ne yazik ki hep rastlanmayan, ama oldu mu tadindan yenmeyen bir durum. Bunlarin sahnesi, kendi iclerinde eglencesi, enerjisi oyle guzel ki insan gercekten cok egleniyor. Ingilizce album yapmasini gorene dek torunlari ilkokuldan mezun edecegimiz Tarkan’in offcokbaymasi, Ingilizce sarkiyi Foolish Casanova, Avrupai klibi de Petek Dincoz muptezel seksapelitesi yaninda 4. sinif zenci dansci bileskesinden ibaret belleyen piyasa, adam gorsun! Destekliyorum Beduk, yalakanim hatta.


Konserler bitti, sahne 5 dakikada demonte edilip dj kabini kuruldu, yuksek tavanda en tepede duran kurukafa avizeler filan ayarlandi, mekan 10 dakikada Halloween satosu haline getirildi! Iceri girmeye baslayan tiplerde oyle deli kostumler, oyle harika makyajlar vardi ki onlarla da eglendik, biraz daha zipladik, ciktik.


Tatli kuziyi dun sabah ugurladim, sabahin kor saatinde de kendimi fitforfree'ye atip 1.5 saat spor yaptim. Bu yeme-icme gidisatina bi dur demek lazim, yoksa verdigin kilolari korumanin imkani yok. Bi sureligine, back to rejimsel hallenmeler


Higgins’im de dun geceyarisi geldi, kavustuk sonundaaa :)
Din dirinirinnn...Sweet November baslasiiiiinnn!

30 Ekim 2009 Cuma

Pasta e Basta

Pata Negra yazisinin hemen ustune bu gelince yuhh gozun doysun demeyiniz rica ediciim. Canimin kosesi kuzim 29 Ekim tatili icin yanimda, gezme-yeme-icme turlarimiz suruyor. Dun onu, uzun zamandir merak edip de bir turlu gidememis oldugum bir mekana, Pasta e Basta ’ya goturdum.



Keizersgracht ile Herengracht arasindaki minnak bir ara sokakta ciceklerin arasina gizlenmis minicik bir kapidan iceri girdik. Giriste Godfather’larin en muhtesemi Brando’nun smokinli resminin bizi karsilamasiyla sihir basladi.
Kirmizi koltuklarla dosenmis, tavanlarda venedik maskelerinin asili oldugu, kadife perdeli bir sicak mekan…Kosedeki kuyruklu piyanonun kapaginin altina muhtesem bir anti-pasti bufesi hazirlanmis. Masaya gelen yemek ve sarap menuleri eprimis, yasanmislik kokan muzik kitaplarinin ic kapagina konulmus. Chianti’mizi, anti-pasti bufesinden lezzetli baslangiclarimizi, makarnalarinizi soyledik, muhabbete basladik ki bufe-piyanonun koltuguna bos zamanlarinda muzik calan Noel Baba tipli, sakalli, tonton guluslu bir amca oturdu. Etrafta servis yapan tum garsonlar, sirayla mikrofonu alip sarki soylemeye basladilar, ellerinde tabaklar, onlerinde onluklerle…Sting’den Sinatra’ya, oradan operaya…Hepsi harika, bazilarinin sesiyse iyice inanilmaz, ufak tefek bir kiz barin ardindan cikip mikrofonsuz olarak bir Puccini aryalari soyledi ki, restaurant alkislardan yikildi. Bu kadar ozel, bu kadar tatli bir konsepti hayatimda ilk defa yasadim. Damarlarimda bolca kirmizi sarap, onumde Italyan lezzetleri, karsimda kizkardesim…harikaydi!
 
Bize servis yapan, Allah bos zamaninda ozenmis de yaratmis tipli guleryuzlu garsonumuzun ismi de Bier cikinca, bir de bizim Bier super bir sesle west side story’den olaya girince, sarapla da geyik potansiyeli artmis bunyeler bos vitese gecti! En son kuzi Bier’e bakip “mmm, kopuguyle filan” diye dudak buze buze kafasini sallayinca ben gulmekten az daha sandalyeden dusuyodum!

Sehri avcunun ici gibi bilen Higgins’im bir yildir beni buraya getirmediyse ya mekan onun isik sever bunyesi icin fazla karanlik gelmistir ondan sevmemistir, ki hakkaten oldukca lostu, ya da ex’iyle filan gelmistir onceden, o yuzden Eliza’sini getiresi olmamistir. Her neyse canin sagolsun askim, bize gittigimiz her yer, sokaktaki bufe bile en romantik mekan zaten…Ama burasi da yikiliyoooo!

28 Ekim 2009 Çarşamba

Pata Negra

Amsterdam'in en sevdigim mekani, muthis salas, tahta masa sandalyeli, gurultulu patirtili, disindan bakinca hic cekici gorunmeyen tapasci Pata Negra. Turistik adresler icinde degil, arada sirada akillarina eserse calan latin ezgiler disinda muzik bile yok, garsonlari son derece kaba olabiliyo, ama sehrin en guzel margaritalarini, caipirinhalarini, sangriasini ve tapaslarini yapiyor. Ismini aldigi devasa Ispanyol jambonlari da tavandan asilmis duruyor ve kesilip masaya gelince insana parmaklarini yedirtiyor!



Dun gece 7 kisi olarak gidip yine muthis eglenceli, bol alkollu, bol kahkahali bir yemek yedik. Tek eksik Higgins'imdi, ilk kez o olmadan Pata Negra'ya gitmis oldum ama o da hem telefonla masaya canli baglandi, hem de Ankara'da kokorec ustu kunefe yemekte oldugu icin hic icinde filan da kalmadi! Ailecek dunyanin ayri koselerinde okuzzler gibi yedik afedersiniz!!
Margaritalarda son round'a gectigimizde en takim elbiseli ciddi bankaci kiyafetiyle geceye istirak etmis komiklerden biri, hepimizin ortak tanidigi, gundelik hayatinda her tepkisini ciyak-viyirdak notadan veren (yaaaagg caniiiiiimmmmm) bi kizcagizin orgazm sirasinda nasil sesler cikariyor olabileceginin taklidini yapiyordu ki gulmekten karnim agridi!

En son surada yazdigim Julie & Julia filmi icin Tucci ile birlikte verdigi bir roportajda kralice Meryl de pata negra'ya hasta olmus. Keyifli roportaj icin buradan buyrun..Ayni sitede bu ozel ispanyol jambonu icin bi dolu gereksiz bilgi de var merak ettiyseniz ama bosverin, atlayin buraya gelin, yiyip icip eglenelim. La dulce vidaaa!

26 Ekim 2009 Pazartesi

I’m Forrest. Forrest Gump..



IQ seviyem takribi yari yariya azalmis durumda...Sinema karakterleri tarihinin en tatlilarindan Forrest ifadesiyle mutlu bir aptalim bugun!
Dun gece cocolarla raki balik muhabbet derken kuziyle uyudugumuzda 1’e geliyodu, 3’de saat calmadan 2 dk once gozlerimi actim, 2 saatlik uykuyla afyonum hic patlamamis olsa da araba kullanmayi ozledigim icin yine de keyifle havaalanina gittim, Pazartesi sabahi 3.30'da Tarabya’dan Yesilkoy’e tastamam 18 dakikada gitmeme vesile kaymakliktaki yolun, herhangi bir aksam, hele ki Cuma aksami 2 saat surebilmesi Istanbul’un buyuk cilvesi diye dusundum ve gozunu sevdigimin huzurlu Amsterdam’i dedim.
Neyse ki geceden online check-in yapmis oldugum icin o kismi rahat hallettim, Allahlik Avis ofisine kiraladigim arabayi teslim ederkenki yavasliklarindan ve ozensizliklerinden normalde gecirebilecegim sinir harbini o salaklik halime dua etsinler ufak bir “la havle ve la kuvvete” bakisiyla gecistirdim. Tamamen el yordamiyla ve suursuzca gumruksuzden parfum, sigara, terracota, rimel, tekirdag altin seri, ofise alinacak lokum alisverisimi hallettim. Sirf haftasonluk gittigim icin minik bir kabin bagajiyla rahatca gecerim sandigim ucagin tam kapisindaki guvenlik kisminda, bagajin en dibindeki minicik manikur pensiyle ucagi kacirabilir miyim diye tartisip bana tum cantayi sirayla bosalttirmalarini bile kuzu kuzu hic tepkisiz uyumla gecistirdim. Ucaga binip biraz gazete bakayim derken egri bugru uyuyakalmisim, 2 saat sonra tutuk boyunla ve tum gecenin boluk porcuk 4 saatlik uykusundan iyice sepelek halde uyandim, 2 buyuk kahveyi kafaya diktim, indik. Pasaport kontrolu, havaalanindan trenle kisa yolculuk derken, tam mesai saatinden 5 dk once, eve ugrayip dus filan da alma sansi bulamadan ofise gelip ustumu tuvalette degistim, masama gectim. Bittim, bittim!!


Bana kalan 78 IQ’um da ruzgar gibi gecen Istanbul seyahati anilariyla dopdolu...Aklim Ankara’dan gelip benimle Istanbul’da bulusan can annemle uzun saatlere sigdiramadigimiz muhtesem sohbetimizde, bogazin her seferinde yine carpan guzelligiyle vapur duduklerinde, simitli kahvaltilarla balikli aksam sefalarinda, Z.min yeni minik pembe lokumunda, cocolarla dun gece doyamadigim muhabbetimizde...Istanbul'un buraya gore muthis sicak ve guzel gelen nemli havasinda...
Aklim Higgins’i simdiden nasil ozledigimde ve o pazara kadar Ankara’da kalicagi icin aksam bir de soguk ve sessiz eve girip yalniz uyuyacagimda... (Ki nasil bir seymis aliskanlik, ben 8 yil yalniz yasayip yalniz uyudum, ben H. ile iliskimizin evlilige kadarki donemini aylarca hasretlenip kisacik vuslatlarla dindirmeye calisarak gecirdim, simdi bu gozumde buyuyen 10 gunluk ayrilik nasil bir bogaz yumrusudur?!)...
Aklim olabilecek en tatli teselli armagani olarak kuzicanimin 29 ekim tatilini burda gecirmek uzere 2 gun sonra geleceginde...Tabii her seye karsin simdi Maslow hiyerarsisi geregi en cok da sicak bi corba, banyo ve uzuuun bi uykuda!


Onumdeki devasa 8 saat nasil gecer tam bir muamma...Hadi bakalim!

23 Ekim 2009 Cuma

Li'l Mim Sunshine




Lollacim mimlemis, napiyim yaziverin merak ediyorum diye notunu da eklemis. Merakta birakmayalim canim efendiiim!
3ler-5ler, sorular, cevaplar ve serbest cagrisim...
 1. En sevdiğiniz 3 çiçek ismi:
- Nergis (kokusu, narinligi, guzelligi - ki latince adi Narcissus otesi var mi-, Ankara, soguk kis gunleri, kestane kokusu, ev, huzur....her kisbasi yilin ilk nergisini anneme alirim bi sekilde)
- Begonvil (Bodrum, yaz mevsimi, tatil...ucus ucus samyelinde soguk ickiler)
- Uzun sapli kirmizi gul (romans, ask, kutlama, dugun...el buketim bile kirmizi gul ve kokina-yilbasi ciceklerindendi..)

2. Gerçekleşmesini istediğiniz 3 hayaliniz :
- Yazmayi meslek edinip basarili olabilmek, yasamimi okumak, yazmak, arastirmak, gezmek, uretmek arasinda gecirmek (imza gunleri, okur sohbetleri, uykusuz daktilo geceleri, tatmin, uretim, kurumsal hayata veda..)
- Her mevsim iliman, sahil kasabasinda modern sehir gerekliliklerini de verebilen (iyi bi hastane, cocuklar icin iyi bi okul, duzgun bi cevre) Bodrum'da yasamak, oranin en sicak ve vicik vicik oldugu yaz ortasinda da dunyayi gezmek (her dem bronz ten, flip-floplarla uzun aylar, salas mekanlarda kaliteli sohbetler, her mevsim deniz kokusu, harika seyahatlerin donusunde harika bir ev, konuklar, bahcedeki biberiyeyle marinelenmis mangallik pirzolalar, bostan domatesiyle beyaz ortulu kahvaltilar, kitaplar...)
- Higgins ile ask-mesk-sevgi-saygi-dostluk-tutku-guven dolu evliligimizi, saglik ve mutlulukla surdurup birlikte yaslanmak, guzel-akilli-saglikli cocuk(lar) sahibi olup ailemizi bereketle buyutmek (30 yil sonra hala asik bi cift, devam eden kisa seyahatler, etrafta bizi sevip sayan ve simartan cocuk ve torunlar, bakimli bir coco-tonton anneanne, her daim cogul huzur ve doygunluk...)

3. En sevdiğiniz ve sevmediğiniz 3 huyunuz :
- pozitif enerjimin sevgi bocekligimin ve bunu etrafa sacma halimin cok kuvvetli olusu..empatik ve iltifat zengini olusum..
- organizasyon, surpriz, yaraticilik vs konularinda cok hevesli ve eli yatkin olusum, sosyalligim
- kitap kurtlugumla sinema deliligim


- kontrollu olmakla kontrolcu olmak arasindaki nuansi kolayca kacirabilmem
- yapilmis bir plan programla ilgili cok esnek olamamam, dedigim dedikligim
- buyuk yumusak karnim, ilgi-sevgi simarikligim. elestiriye tahammulsuzlugum..(ben hard core bir aslanim!!)

4. Gıcık olduğunuz 3 hareket :
- duyarsizliga, dusuncesizlige hic ama hic katlanamiyorum.
- yalana ve vefasizliga tahammulum yok.
- aptalliga ve cok daha kotusu aptal yerine konmaya dayanamiyorum.

5. Bu benim bugüne kadar olan en kara günümdü. Dünya başıma yıkıldı ve bir daha ayağa kalkamam diye düşündüğünüz olay :
Bu oldukca ozel, simdi cuma cuma bu konulara girmeyelim! Yine de diyebilirim ki iyimser bakisim sagolsun, "kara gunlerim" cok olsa da dunya yikildi bir daha da kalkamam diye dusunmedim hic cok sukur. Allah onulmaz aci vermesin.

Guzel mimmis valla icler dokuldu...
Geliyor geliyooor, blog aleminin 2 pasasi, yakisiklisi, yazmazsa uzun saclari 1 parmak kirpilasi LA78ers ile Uykusuz'a geliyoooorrr!

22 Ekim 2009 Perşembe

Eliza ve Mavi Yillar



Kucukken kolejde ingilizceyi taze ogrenen komik bunye sagolsun, bulug cagi'ni "blue cagi" zannederdim, ki aslinda simdi kullanmayi en sevdigim ingilizce deyimlerden olan "to feel blue" kalibini dusununce bu estirikli ergenlik yillari icin yaptigim mavi benzetmesi pek de anlamsiz diil, neyse...Bu hatayi annemle fark ettigimizde cok gulmustuk. Hala bile, arada gereksiz bir sinirlilik halim, pms'im bi seyim oldugunda, yavrum noluyo 30'unda mavi ruzgarlar esiyo galiba hayirdir? deyiveriyor, hooop, bende huysuzluktan eser kalmiyor!

Can kuzenim annemin hemen ardindan, hayatimdaki en cok seye tanik/yandas/can yoldasi olmak konusunda ikincilik pozisyonunu koruyor. Ikisiyle de beraber buyuduk, ikisi de bugun en iyi arkadaslarim. (Sevgi katmanindan kalbimin ta ici Higgins'imi, babami, ananemi, dedemi girlish detaylara uzak olmak, kardesimi yas haddinden kucuk kalmak, hayattaki en eski dostum canim loonybin'imi kan bagi eksikligi, cocolarimi gundeme biraz daha gec yillarda dahil olmak kabilinden siralamaya tabii ki sokmuyorum. Hepinizi yerim!)
Kuziyi Vodoo Safiye'de de anlatmistim. Caniminici iki gundur de benim taze ergen ve haliyle gicik oldugum, onun cocuk ve haliyle naif oldugu donemlerden 2 tatli hatira yazmis...Demli caya biskrem bandirarak okunasi...
Ilk Kufur ve Eliza
Ilk Ask ve Eliza

Bu arada haftasonu kisa Istanbul kacamagim var. Haftaya da ziyarete gelecek kuzi ile Amsterdam'da cildirasiya eglenmeyi bekliyoruz. Hepicigini anlaticam. Sukur.

Ayrica bu yukaridaki postlarin gectigi gunlerde mavi ruzgarlarin tepemde ucusmasi sonucu hafiften yandan carkli biraz med-cezirli oldugumun, bugun Allaha sukur sevgi bocugu ve yardimsever, iyi kalpli bir kadin olarak karsinizda bulundugumun akillarda tutularak okunmasini temenni ederim!! Amin.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Benim Yavrum Senin Yavrunu Cimdikler!!

GAP, yarattigi marka degeri, 1969’dan bu yana actigi 3600den fazla magaza ile bence tuketim toplumunun en buyuk basarilarindandir. Ozellikle de Amerika’da dolar bazinda olmak uzere ortalama fiyatla toplumun cogu kesimine hitap edebilme basarisini gostermis, spor giyimde koleksiyon cesitliligi ile yuzbinlerin gardrobunu fethedebilmis bir markadir. Bir donem Benetton’un harika reklam kampanyalariyla ve united colors akimiyla alip goturdugu markette, bence GAP kendini cok daha iyi konumlandirmistir. Uzun sure Turkiye’den uzak kalmasinin, cogu urununun fason uretiminin Turkiye’de yapilmasindan kaynaklandigi dusunulse de, her turlu yabanci markayi bagrina kaybettigi yavrusu gibi basan Turk toplumunun tuketim cilginligina daha fazla da dayanamayip, Turkiye’de de 10’u askin magaza actilar. Sanirim iyi de gidiyorlar…

Reklamlarinda Madonna gibi pop kultur ikonalarina, Hollywood unlulerine, super modellere yer verirken, bilinmeyen yuzler, yan mahalleden sinif arkadasi gorunumlu abiler ve ablalarla da marka ulasilabilirligi ve samimiyetini artiriyorlar.
Alt markalarindan Baby Gap ve Gap Kids icinse, yeni sezon lansmanlari yapilmadan once Gap Casting Call duyurulariyla ortaligi inletip, duyurunun yapildigi cografyadan binlerce kucugun GAP’in yeni sezon yuzu olmak icin yarismalara alinmasini sagliyorlar. Bu sezon bu yarisma Turkiye’de de yapiliyor. Yarismaya cocugunu sokmus Facebook'dan oy isteyen bir dolu arkadasim var ve hepsinin bebekleri de dunya guzeli...




Siteden alintiyla;
Bebeğinizi veya çocuğunuzu en sevdiği / en sevdiğiniz kıyafetiyle fotoğraflıyor, siteye üye oluyor ve yarışmaya katılıyorsunuz. Arkadaşlarınızı oy vermek için siteye üye olmaya davet ediyorsunuz. 6 Kasım 2009 tarihinde oylamadaki renkli yüzler arasından en fazla oy almış olanlar jüri ön elemesine tabi tutuluyor ve 11 Kasım 2009 tarihinde ön elemeyi geçmiş renkli yüzler için final heyecanı ve oylama süreci tekrar başlıyor. Büyük final ise 25 Kasım’da! Bu tarih itibariyle en çok oy almış 3 kız ve 3 erkek bebek, 2 erkek ve 2 kız çocuk ve kardeşler / 2 Kardeş/2 Arkadaş kategorisinde yarışmış 2 çift, yani 14 çocuk ödül kazanıyor."


Markayi sevsem de konunun bu cocuk rekabeti kismina feci sekilde takigim.
Arastirma bocegi kisiligime dur diyemedim ve saydim, an itibariyle kac cocuk yarismada biliyor musunuz? 4986. En cok ragbet goren 0-5 yas kategorisindeki 3336 cocuktan en cok oy almis olanlar, 28.000den fazla oyla Naz ve 26.000den fazla oyla Ceylin. Ikisi de cok guzeller, ikisi de cok melekler. Buyuk ihtimalle ikisi de cekimlerde feci sıkıldılar…
Allah nazarlardan saklasin, yarismadaki cocuklarin hepsi cok tatli zaten, ama unutmamak lazim, herkes en cok kendi ailesine tatli!


Blogu az bucuk okuyanlar, benim naïf cocukluk dunyasina ne kadar hayran, masal tozu bulasmis cocukluklara, komik ve yaramaz dunyalara ne kadar tutkun oldugumu bilirler…Oyun caginin harikaligini surda bi yerde, cocuk gibi cocuklarin guzelligini de surda zaten konusmustuk. Yorumlarinizdan cogunuzun bunlara katildigini da biliyorum.


Ozellikle Amerika’da cok tutan ve koca sacli koca kafali, makyajli, mutsuz suratli kucuk kizlara bakmayi insanin icinin kaldirmadigi Cocuk Guzellik Yarismalari konusuna girmiyorum bile! Kendilerinden ziyade hirs kupu manyak analarinin rehabilite edilmesi gereken yavrular apayri, cok ciddi bir yazi konusu…
Cocuk yildizlarin buyuyunce ya kayan yildiz oldugu, ya da illa ki cok sorunlu bir donemden gecerek adam olabilmeyi basardigi konusu da oyle…


GAP’in son yarismasi bu duzeyde diil tabii. Eger o minnoslar evde aileleri tarafindan kac oy aldin kim oy verdi, kazandin mi bilmemne konulariyla muhatap edilmiyorlarsa o zaman da sorun bir nebze azaliyor, ancak sanirim bu cok zor. Zaten egitim sistemi sagolsun surekli yaris ati gibi gecirecekleri uzun yillar, sinavlar, siralamalar, kurslar, kallavi sirt cantalari ve hizlica buyume zorlamalari onlari beklerken, henuz 3 yasinda bu tip bir en guzel yavru benim yavrum hirsi nedendir, hangi gerceklestirilememis hayalin cocuguna yansitilmasidir, acikcasi anlayamiyorum.


Butun cocuklar guzeldir!
Saf ve dogal cocuklarsa cok daha guzel!





Operim…



19 Ekim 2009 Pazartesi

Piece of Cake

Yetilerimi ve sabrimi test etmek icin yaratilmis gibi gorunen birkac gunden sonra haftasonu ilac gibi geldi! Spor, kalabalik cok muhabbetli asya fuzyon mutfagindan yemek, Amsterdam yakinlarinda Amstelveen’de son donemin baby boom devresi kapsaminda 3 gun once dogmus bir bidigi ziyaret, ev yaymasi, ust uste surpriz bitirisler yaparak ailemizi zafer sevincine bogdugum okey turnuvasi vb programlar yaninda, haftasonuna damgasini vuran en seker kisim yepisyeni bir vizyon filmiydi.

Julie and Julia ismi guzel kendi guzel bir film. Nora Ephron yonetmenliginde cekilmis ki bu isim benim icin en basta When Harry Met Sally, ardindan Sleepless in Seattle ve You’ve Got Mail ile romantik komedi yonetmenlerinin en basimin uzerinde yeri olanlarindandir. Basrollerde en son Doubt’da karsilikli izledigimiz Meryl Streep ve Amy Adams…Birbirine paralel anlatilan 2 gercek hikaye…Biri 1960larda, biri 2005’de geciyor.

Diplomat esiyle beraber (Stanley Tucci de harikaydi bu rolde!) Paris’de yasayan Julia, yemek tutkusunu profesyonellige donusturmeye karar vererek Le Cordon Bleu’de okuyor, bir arkadasiyla birlikte Amerikalilara French cooking anlatan ansiklopedik bir yemek kitabi yaziyor, Amerika’da bu kitapla gelen sohretinin ardindan televizyonda yemek programlari yapiyor ve bir fenomen oluyor.

2005’deyse New York’da kotu bir apartmanda yasayip kotu bir iste calisan ve hayal meslegi yazarliga ne emek ne zaman vakfeden Julie, hayatinda bir kez olsun bir projeyi ele alip bitirmeye sebat ederek, kendisine idol belledigi Julia Child’in yemek kitabindan 525 tarifi 365 gun icinde pisirip bunu da bir blogda anlatmaya karar veriyor.
Oyku boyle gelisiyor ara gecisler de guzel, ancak arka plan oykuyu cok guzel vermesine karsin gecen 40 yilda Julia'ya ne oldugu kisminda final biraz kopuk ve zayif...yine de keyifle izleniyor.

Meryl Streep bence yasayan en iyi aktris...Baska da cok sevdiklerim vardir ama beni her filmde yeniden bunca saskinliklara gark eden baska oyuncu gormedim. Her turde, her rolde yildizlasir mi insan?! She Devil vardi Roseanne Barr ile oynadigi, bir ordaki pembe dizi yazari kokosh rolunde izleyin, bir yahudi soykirim filmlerinin en iyisi Sophie’s Choice’da zavalli anne rolunde, yetmesin gorev edinin filmografisini bitirin, hepsi ayni kadin olabilir mi insanin akli almiyor...Burada da, karakter oyunculugundan, mimikleri ve ses tonundan da gectim, 1.68lik incecik bir Meryl Streep, 1.90lik efsane boyu ve kallavi omuzlariyla elini kolunu nereye koyacagini bilemeyen, komik yuruyen Julia Child’i nasil oynar? Iste boyle!
Oykunun Julia kisminda bir Avrupa sehrinde azinlik olarak yasayan kucuk topluluk dahilinde bir ozdeslesme yasadim; Julie kismindaysa yazma hayalini kucuk adimlarla gercege donusturen, her yorumcuyla yeniden sevinen blogger ile…Bu ozdeslesmeler disinda filmin genel havasi da cok sekerdi zaten!



Film ustumdeki ilk etkisini hemen ertesi gun gosterdi. Gaz ve toz bulutuyla calisan bunyemi acilen mutfaga attim. Pamuk anneannemin tarifiyle hayatimda ilk defa olarak bir Apple Pie yapmisim kiii herkes parmagini yedi! Bunu aynen Valide Pamuk Sultan gibi yapabiliyor oldugumu gormenin en keyifli yani da, 1 saatcik emek verip firini actigim an, etrafin cocuklugum gibi kokacagini bilmek oldu galiba… ! (Anneannemi ozledim, yakinda bir Ankara yapmaliyim…)

Piece of Cake basligi da bu dunya lezzetlisi elmali pay ile, "eeeeaaahhhh elimden gelenin en iyisini yaparim, nasilsa elimden kurtulmaz, gerisi de umrum olmaz" tavriyla haftaya baslamanin dayanilmaz hafifliginin tam orta yerinde icime su serpen bir sozcuk oyunudur!! Kolay gecen guzel bir hafta olsun...Operim ;)


16 Ekim 2009 Cuma

Hadi Eliza!

Dunku yazinin, genis gonulluluk dileklerimin hemen uzerine, evrenin gizine varilmaz ufak sinavlarindan biri gibi, ofiste canimi cok ama cok sikan bir seyler oldu. Kendimi nasil kastim, tramvayda nasil gittim, eve kendimi atip Higgins’in yuzunu gorur gormez nasil aglamaya basladim bilmiyorum…

Once destegine guller dokulesi kocamin sakinlestirici olumlu konusmasi icimi ferahlatti. Ardindan, dunku yazi uzerine yorumlarda da konustugumuz, varlikta ve yoklukta, gerceklesen ve gerceklesmeyen dileklerde sukran duyabilmek kuvvetini animsadim, iyi geldi. Kendimi zorlayip spora gittim, endorfin yuklemesi yaptim, o da cila oldu...Biraz rahatsiz ve boluk porcuk, ama uzun bir uyku uyudum, haftanin en guzel gunune taze bir enerjiyle uyandim. Canim hic ise gelmek istemese de, en Cuma usulu smartcasual kiyafetlerimi, en kendimiiyihissetmeyeihtiyacimvar aksesuarlariyla susleyip geldim.

Nasil ve neden dingildedigimi anlatmistim, surec icinde bu gelismeleri de bekliyordum. Zor donemler kapida, her sey de olacagina, hayirlisina varsin. Acilen toparlanmali, kocaman ve cok kurumsal ve cok ingilizce ve cok ciddi ve cok etkileyici bir sektor sunumu hazirlamaliyim.

Olaya girismeden hemen once, kahvemi icip kaynak arastirirken, gozumun onune siir gibi, melodi gibi guzel Duvara Karsinin beni en carpan sahnelerinden biri geldi. Bin turlu problem, bir dolu baski zamaninda, yorgun argin yemegi hazirlayip sofrayi kurarken, televizyondaki agir siklet halter sampiyonasinda bir Turk kadin halterci gorur Sibel, koltuga ilisir. Ekranda onun da isminin Sibel oldugu yazmakta ve cok buyuk bir cabayla, bilmemkacyuz kiloluk halteri kaldirmaya calismaktadir. Minicik bir fisilti duyariz cok da konusmayan bizim kizdan: “Hadi Sibel!”..Gozumuzden yas bosalir. Tek sahnenin tek cumlesinde koskoca filmin yukunu sirtlayan, inanilmaz bir ozdeslesme sahnesidir bu…



Zorluk duzeyi ya da bastaki dertler karsilastirilabilir mi? Tabii ki hayir ve binlerce sukur! Kariyer dedigin hayatin gerekli parcalarindan sadece biridir ve ne sagligindan, ne huzurundan, ne de ailenden onemlidir.
Sadece hatirladim…oylesine.


Mutlu Cumalarimiz olsun!

15 Ekim 2009 Perşembe

Bu Deniz Alabildigine Muhabbet*



Bugun cok sevdigim bir dost, Turkiye saati ile sanirim tam da simdilerde, minik bir kiz bebek getiriyor dunyaya…Onunla ortak baska bir canimin yarisi dostun da, farkli bir konuda iyi dilek ve duaya ihtiyaci var. Dedi ki, bugunu taze bebege ve annesine verin, yarindan sonra benim icin dua edin. Bense cok sukur kalbi temiz kadinlariz, dua kapasitemiz saglam, alimallah hepsine yetisiriz sen icini ferah tut diye cevap verdim. Icimden hepsini gani gani iyi dileklerle donattim, sonra da bu diyalogu dusundum.

Inanc tellalliginin kol gezdigi, herkesin inancinin herkesin meselesi haline geldigi, hosgorusuz ve ayrimci gunler yasiyoruz. Ta milattan bu yana, acilar aglayana diyen billur sesi cinliyor kulagimda Nilufer’in ve evet, boyle gelmis boyle gidecek hosgorusuz dunya duzeni…Ama ozellikle uzak ve yalniz ulkemiz hepimizin malumu, iyice karisik halde…Hal boyleyken, zaten hassas olan inanc ve ibadet konusunu yakin gorduklerinle bile dillendirmek gereksiz olabiliyor. Oysa gorunen koy kilavuz istemiyor, 3 kere hacca gidip ruhunu yalan dolan kotu kalplilikle "arindirdigini" sananlarin yaninda, benim inancim bana kaliyor.
Anlamadigim bir dilde dua etmeyi de bilmiyorum. Ilkokuldaki zorunlu din derslerinden sadece birkac kuple hatirliyorum. Ictenlikle, bilerek, severek, temiz kalple yapilan tum ibadetlerin onunde saygiyla ve etrafa yaydiklari pozitif isik icin de sukranla egiliyorum.
Ibadet etmiyorum. Ama Allah’a ictenlikle inaniyor ve sukretmeyi hic unutmuyorum. Iyi kalpli, acik yurekli, durust ve kuvvetli olmak icin caba gosteriyorum. Dogada gordugum her mucize, dogup buyuyen her bebek, Allah inancimi saglamlastiriyor.
Bu duyguyu en yogun sekilde Seb-i Aruz icin gittigim Konya’da yasamistim. Mevlana ve Sems’in turbelerinde, sema ayinlerinde icimi kaplayan tevekkul duygusunu, dervisler diyarinda, ümit dergahinda olmama baglamistim. Sufizm’in beni ben gibi kabullenen yuceligi icimi yikamisti. Daha sonra tasavvufa dair okudugum her seyde, Galata Mevlevihane’sinde izledigim her sema ayininde de bu duygu percinlendi.


Cok mutlu oldugum bugunlerde de Tanrima sukrederken, icim ulvi bir sevgiyle doluyor. Yepyeni, aydinlik, saglikli, mutlu gunler diliyorum, hepimize…Gonlumuz genis olsun!

*
bu denizde ne ölmek var bize
bu denizde ne gam, ne dert, ne keder.
bu deniz alabildigine muhabbet
bu deniz iyilikten, cömertlikten ibaret…
Mevlana

14 Ekim 2009 Çarşamba

100’ünüzün de Yüzünü Severim!

Blog’un benim icin anlamini ve guzeller guzeli okurlarin beni ne duygusal ruzgarlara gark ettigini surada yazmistim. Firrkkk…


100. izleyici eliBubbly, gel yavrus sampanya icicez! Hohoyyyttt, iciyorum bile bennn!


13 Ekim 2009 Salı

One of a Kind

Herkes ozeldir, oyle hissetmeyi sever. Sevenleri icin, ailesi icin, dostlari icin ozeldir. Ama en cok da kendisi icin. En kalabaliklar icinde yalniz, en bedbin, en sessiz, en derinden insanlarin bile iclerinde, ozel hissetme ve hissettirilme gudusu yatar ki, bence ask’i ask, iliskiyi iliski, tutkuyu tutku yapan basat unsurlardan biri de iki kisilik o ozel dunyayi, birkac saat, birkac ay, birkac yil ya da birkac 10 yil boyu kurabilme halidir…


Hediye alisverisi de bu duygudan izler tasir. Ugruna para harcanmis duygusundan ziyade, ugruna zaman harcanmis hediyeler almak, insana iyi gelir. Ben hediye vermeyi de almak kadar cok seven bir kadin olarak, yakinlarima aldigim hicbir hediyeyi kartsiz vermemeye calisirim, kartla gelen hediyeleri de cok daha ozel bulurum. Alelade bir yerden az ya da cok parayla, surpriz olarak ya da birlikte gidip secilerek, satin alinmis cici sey ne olursa olsun, yaninda sozcukler, minik dokunuslar tasidigi zaman kendimi cok daha guzel hissettirir...Ufak surprizler, gundelik hayatin tuzu biberi, kekigi, nanesi olabilir, tat katar...

Tuketim toplumunun son yillarda en talep goren hediyelerinden biri de, bu “ozellestirme/ kisisellestirme” duygusu uzerine kurulu…En butik olanindan en buyuk ureticilere kadar bircok isim bunun icin, kisisellestirilebilir, tasarimci bunyelere cok keyifli gelen yeni fasiliteler sunuyor.

Okul yillarimizda ozel basim tshirtler yapan yerler vardi, kendimiz ya da armagan vermek istedigimiz biri icin gider, sablon dizaynlardan birini, kendi tasarladigimiz desenleri, ya da fotograflari tshirtlere bastirirdik. Aslinda hicbir zaman seri uretilmis tshirtlerin kalitesinde olmaz, bedeni tam oturmaz, ama ugruna harcanan zamanin ve “one of a kind/ turunun tek ornegi” olusunun keyfini doyasiya yasatirdi…

Son yillarda bu kisisellestirilmis hediye sektoru de oldukca gelisti. Google’a "personalized gifts" yazin, bakin ne harika seyler cikiyor. Turkiye’de de gecen yil kesfettigim, 2 yeni mezun seker kizin kurup buyuttugu Cici Personal’da, Higgins ile tanisma ve iliskiye baslama hikayemizi mekanlarla tarihlerle anlatan bir Anilar Sokagi tablosu tasarlayip ona yanina geldigim ilk Amsterdam ziyaretimde armagan etmistim. Cok sevmisti…Simdi de evimizde asili :)  Buna benzer bi sey...




Secenekler de gittikce gelisiyor. Kisiye ozel sampanyalardan tutun, isim yazili aile cercevelerine, resimli bebek battaniyelerine kadar, yok yok…Bir de “deneyim hediyeleri” var. Daha alisildik, spa paketi hediye etme vb seylerin otesinde, bir dolu sey organize edilebiliyor. Burda bi arkadasim, yeni evlendigi esine dogumgununde Ferrari’yle 2 saatlik road trip armagan etti mesela, bir baskasi da birkac haftalik elektrogitar kursu…Seni taniyorum, neyi sevecegini tahmin edebiliyorum ve seni mutlu etmekten keyif aliyorum, ozel hissetmeni istiyorum diye fisildayan buyuk-kucuk her hediye, her surpriz cok guzel!

Konuyla ilgili-ilgisiz ama illa ki cok tatli olarak, bunlar da sevgilimin hediyesiii, bana ozel tasarlanmis yepisyeni Adidas Superstar’lariiiim!


12 Ekim 2009 Pazartesi

Yakindan Kumanda



Mevsim gecisi, bir anda 15 derece dusen hava, 3. katta biri hapsursa onun mikrobunu 8. kata tasiyan camsiz havasiz plazalarda calismak filan derken, ailecek sifayi kapip mis gibi haftasonunu cokluk yatarak gecirdik…Cuma ofiste kafayi kaldiramaz hale gelince oglen cikip eve yatmaya gittim, Pazar sabaha kadar da kisa aralar disinda kalkamadim! Cok da fena olmadi aslinda…Bi dolu sey seyrettim, bi dolu sey okudum…

Bu haftasonuna damgasini vuran Aferin ve Benical’e, yanlarinda destek ekip gorevini basariyla tamamlayan Supradyn ve Imuneks’e tesekkuru borc bilirim. Ihlamurla demli cay ve portakal’a da sukran doluyum!


Sandra Bullock’lu ve adina bakmaya su anda pek usendigim yakisikli cocuklu “ayri dunyalarin insanlari oldugunu sanip birbirine gicik olan ama aslinda burnunun ucunu goremeyen ah ne uyumlu cift” konulu The Proposal tum berbat kliseligine ragmen eglenceliydi.


Katherine oofffGreysAnatomy’decokbaydin Heigl ile Gerard yeahbabecometomomma Butler’li The Ugly Truth neredeyse digeri kadar klise, ancak kendi turunde uzun zamandir izledigim en amacina uygun romantik komediydi. Bu ture dahil olup da komik olabilmis filmler benim icin taaa Notting Hill’den beri imkansiza yakindi. Sevdik, gulduk.


Cuma gecesiyse DigiturkWebTV.com’a adanmis birkac saat gecirdim. Popstar Alaturka’yi keyifle seyrettim ki bu keyfi havale geciriyo ah caniim ya da ates basina vurmus ah Eliza diye yormayiniz rica ediciim; oncelikle ben Turk Sanat Musikisi’ni pek severim, Yildirim Gurses bestelerine, Zeki Muren saheserlerine bayilirim. Ozlemisim, o acidan sevdim. Yarismadaki bazi cocuklar cekilmez olmakla birlikte bazilari da pek billur sesli pek guzel ki izlemesi keyif…Bulent Ersoy’un gece gorsen korkarsin haline ragmen pek hosuma giden Osmanli usulu agdali yorumlari, bu sezon Orhan Baba yerine yanina da guzel adam Metin Akpinar’i almis ki, diyaloglar pek hos olabiliyor…Iyi polis Gulben’le kotu polis Armagan’i pek sallamadim, ama yarisma genelini gayet de sonuna kadar guzelce izledim. Bir ikizler var yavsakliklari televizyon keyfimi bozmaya aday, rica edicem birileri onlari elesin, basi bagli piriltili gullu magrur sarkici'ya da ne yardan ne serden gecer felsefesini bi kenara birakip evinde oturmasini ogutlesin.


Bir de TurkMax’da nedense daha once hic rastlamamis oldugum 1 Kadin 1 Erkek diye bir diziye rastladim ki pek komikti. Demet Evgar ile Emre Karayel’in kisa kisa skeclerle oynadigi komik iliskiler diyaloglari..sevdim. Ama ilk goruste sevdigim bu skecler uzadikca illa ki kliseye baglayip bayabilir, onu bilemem..Hicbir seyi tadinda birakmayan yurdum yapimlarinin baska bir ornegi Komedi Dukkani’nin da TRT 1’deki son bolumu hiiiiic ilk Salih Kalyon’lu bolumleri gibi tatli ve komik diildi benzer sekilde..
Baska? Hmmm…

Erhan Bener’den Iliskiler’i siz sag ben selamet okuyup bitirdim. Ben ki aile catismalari isleyen karmasik iliskili romanlara bayilirim, dizilestirilip icimizi baymadan onceki orijinal halleriyle Resat Nuri’leri Orhan Kemal’leri cok cok severim, bu kadar insanin icini kasan ooooooofffff roman az okudum. Emegine saglik tabii ama, ben almiyim, alana mani olmiyim...


Simdi Erguvan Kapisi ile Sicak Kulleri Kaldi sonrasi severi oldugum Oya Baydar’dan Coplugun Generali’ne baslama hevesindeyim, hadi bakalim...


Butun bu yatmak-okumak-televizyon-dvd-corba yapmak-ispanak pisirmek-cay demlemek-uyumak bombardimani icinde yegane ev disi aktivitemizi de yine sanata adadik Higgins ailesi olarak...Onceden bilet almistim, Broadway in Carre-Amsterdam temali West Side Story’e gittik. Iyiydi hostu, klasik bir muzikal keyfiydi...Oyle Istanbul’daki Mamma Mia’ya bi zahmet gonderilmis sisko paf takimi tadinda yedek cast filan da diildi gayet iyiydi tum ekip ama, koltuklar cok rahatsiz, aralari cok dardi! Minik halimle ben bacagimi nereye koyacagimi bilemedim ki siz hesap edin bu sulak yerde buyumus Hollanda irki o siralarda nasil rahat eder? Bildigin 4 fili bir vosvos’a nasil sigdirirsin problemi gibi yahu!


Boyleyken boyle...Cok sukur iyilestim, finans dunyasini kurtarmak uzere tum hasmetimle makamimdayim!! Hadi mutlu haftalar olsuun!

09 Ekim 2009 Cuma

Up Mood!

Ister genis kapsamli, alli dalli, sazli sozlu, gece disari cikmali, ortamlarda akmali, yemeklerde kadeh tokusturmali olsun, ister daha sakin, ev bezmesi yapip film izlemeli, kitap okumali, bol bol uyumali olsun, haftasonu planlari yapilmis, bunyeler guzeeeel bir nefes almaya hazirlanmistir.

Belki kisa yolculuklar icin cantalar toplanmis, aksam yemege gelecek dostlar icin saraplar sogumak uzere dolaba atilip oyle cikilmis, belki de simdiden cumartesi gidilecek yemegin, gunduz ugranilacak kuaforun, aksamki sinema biletinin rezervasyonu yapilmistir. Ya da guzel bunye spontan ruzgarlara birakilmis, plansizligin ve aklina ne eserse yapacak olmanin dayanilmaz hafifligi ortaligi sarmistir…


Aksamustune dogru ofislere o cok bayildigim esrik-yavsak haftasonu havasi cokmeye baslar, herkeste bulasici bi guleclik, inceden bi beklenti hakim olur…Bazi ofislerde happy hour saraplari acilir, 3J (Johnny-Jack-Justerini) grubu uyeleri buzlar ustunden akar, bazilarinda da 5 cayi yanina kekler borekler siparis edilir. Ama illa ki ortamda ufacik bir seyler, haftanin diger her gunu oldugundan farklidir…Bayilirim!


Siz de planli plansiz hangi haftasonu duskunlerinden olursaniz olun, anin tadini cikarin!
Bi de kendinize iyilik yapin, vizyona girer girmez yepisyeni Disney-Pixar saheseri Up’i izleyin…Muh-te-sem bir keyif!


Rengarenk balonlar gibi ucucu, hafif, surprizli bi haftasonu dilerim...Optum kurabiyeler!